Recep KOÇAK

Sosyal Medyanın Mayınları


Recep KOÇAK
26 Mart 2013 Salı 14:11

Cumartesi akşamı 34. Dostlar Meclisi’ne katıldım. Av. Remzi Yedikardeş’in başlattığı Dostlar Meclisi’nde farklı meslek ve statülerden davetliler bir araya geliyor, tanışıyor; programda yapılan birbirinden faydalı konuşmalardan istifade ediyorlar.

34. Dostlar Meclisi’nde eski Cumhuriyet Savcılarından Reşat Petek bir konuşma yaptı. Petek’in konuşmasının konusu, “Türkiye’nin Demokrasi yolculuğunun mayınları” idi. Petek, özellikle de 1960’tan bu yana anayasaya yerleştirilen bazı maddelerle çeşitli devlet kurumlarının seçilmişleri nasıl alaşağı ettiklerini, devre dışı bıraktıklarını anlattı.

Kısa konuşmasının sonunda Petek, halka rağmen ve demokrasi dışı uygulamalar karşısında herkesin direnmesini, cesur olmasını ve zalimlerin zulmüne engel olma noktasında elinden geleni yapmasını söyledi.

Dostlar Meclisi ve benzeri toplantılar büyükşehirlerde güncel telaşlar ve iş çabaları arasında boğulan bir grup insanın birkaç saatliğine de olsa nefes almasına, yeni şeyler duyup öğrenmesine ve bildiklerini tazelemesine fırsat veriyor.

Bu tür organizasyonlar yıllardır görüşemediğiniz kimi tanıdıklarınızla hasret gidermeye ya da yeni tanışmalara, dostluklara da kapı aralıyor.

23 Mart Cumartesi akşamı Fatih Belediyesi Sosyal Tesisleri’nde gerçekleşen Dostlar Meclisi benzeri programları artırmaya ihtiyaç var. Zira İstanbul’da herkes birbiriyle yeteri kadar görüşememekten şikayetçi.

…

Bunca iletişim imkânları arasında bugünün insanının önemli bir problemi yalnızlık. Nüfusumuzun yüzde 70’ten fazlası artık şehirlerde yaşıyor

Köylerimiz bundan 40 yıl önce daha kalabalıktı. Son yıllarda kışın çoğu köyümüz pek tenha. Karlı kış günlerinde az sayıda köy evinin bacası tütüyor. Zira köylülerimizin önemli bir kısmı kış mevsimini şehir merkezlerinde geçiriyorlar.

Yaz kış bütün ömrünü köyde geçirenler için gerçek bir yalnızlıktan söz edebiliriz. Anne babalar çocuklarını büyütmüş, okutmuş, evlendirmiş gurbete göndermiş. Onlar için gurbetteki çocuklarının hasreti bir ömür bitmeyecek. Tabiri caizse “kuş yuvadan uçmuş” çünkü.

TRT Haber’de Pazar akşamları yayınlanan ve ilgiyle izlenen Ömür Dediğin programı evlat hasretiyle yanan anne babaların hikâyelerinden çarpıcı örnekler sunuyor.

Onlar, büyük şehirlerde çalışan çocuklarının sağlık haberleriyle avunuyorlar. “Çocuklarınız sizi arayıp soruyor mu, ihtiyaçlarınız konusunda yardımcı oluyorlar mı?” sorusuna, anne babaların cevabı çoğu zaman şöyle oluyor; “Onların derdi kendine yetiyor. Ailesini zor geçindiriyor. Bize yardımcı olamıyor. Arada bir telefonla arıyor, ziyarete geliyorlar.”

Köylerdeki bu yalnız yaşlılarımızın yanında bir de şehirlerimizin yalnızları var. Onlar genç yaşlı farklı yaş gruplarından olmakla birlikte tamamında “altın kafese konmuş bülbül”ün yalnızlığı var. Konuştuğunuzda, “Ah vatan!” diyor onların bazısı, bazıları ise kafa dengi, sohbet edebileceği ortamların özlemiyle “ahh!” çekiyor.

Şehrin yalnızlarını bir ölçüde hemşehri dernekleri teselli ediyor. İller, ilçeler hatta köyler adına kurulmuş binlerce dernek var büyük şehirlerimizde. Derneklerin lokalleri, piknik, düğün, iftar ya da benzer organizasyonları şehir insanının yalnızlığını bir ölçüde unutturuyor.

Son yıllarda bu yalnızlıkların giderilmeye çalışıldığı yeni bir mecra ise, sosyal medya ortamları.

Sosyal medyanın son dönemde en yaygın ve en popüler iki adresi facebook ve twitter. Twitter’ın yükselişi devam ediyor. Cumhurbaşkanından sanatçısına, köşe yazarından siyasetçisine bu ortam etkin bir biçimde kullanılıyor son yıllarda.

Bugün Twitter’ı anlık reflesklerini, yediğini, içtiğini, hobilerini duyurmak için kullanan bir kitle var. Bu kitle ağırlıklı olarak öğrenci ve sanatçı çevrelerinden oluşuyor.

Bazı siyasilerimiz twitter’i etkin kullanıyor. “Şimdi şu ilimizdeyiz, şu etkinlikteyiz, esnafımızı denetliyoruz” gibi twitter mesajlarını belediye başkanı, milletvekili ve bakan kullanıcılardan okumak vakayı âdiyeden şimdi. Onlar, günlük programlarını uygularken adım adım izlenmelerini sağlayacak şekilde notlarını düşüyorlar.

Twitter dünyasının en şöhretlilerinden Ahmet Hakan bir vesile açıkladı ki, köşe yazısını kaleme alırken başka, televizyon programında başka, twitter’a mesaj yazarken ise daha başka bir kişilik yapısına bürünüyormuş. Twitter’da epeyce eğlendiği âşikâr. Hatta onu takip eden bayan takipçilerinin şu türden notlarını hatırlıyorum, “Başkalarını kınamıştım, inanmayacaksınız, ben de Ahmet Hakan’ı rüyamda gördüm.”

Erkeklerden Ahmet Hakan’ı rüyasında gördüğünü ilan edene rastlamadım henüz.

Siyaset cenahında twitter’ın şampiyonu Melih Gökçek. Yakında, onca takipçiye nasıl cevap yetiştirdiğini konu alan bir yüksek lisans ya da doktora tezi hazırlanırsa şaşmayalım.

Facebook bir miktar gözden düşse de, ikinci plana gerilese de hala çok yaygın ve etkili.

Demokrasinin mayınları olduğu gibi sosyal medyanın da mayınları var. Mayından söz ederken özellikle facebook ortamı üzerinde durmamız gerekiyor.

Facebook’ta kullanıcıların az bir kısmı gerçek isim, unvan, adres ve fotoğraflarıyla yer almış durumda.

Çok sayıda kullanıcı takma isimle ve kendisine ait olmayan resimle sahnede.

Bir de kendisine dair bir tek gerçek bilgi bile paylaşmayan ama her kesimden kullanıcıyla iletişime geçmek için çırpınan bir güruh var.

Bu güruhun önemli bir kısmı yabancı ülke uyruklu ama Türkçe’yi öğrenmiş. Bu grup belli bir yaş ve statüye sahip kullanıcılar üzerinde etkili olamayabilir. Ama bunların bulunduğu yerler genç kitle için tam bir mayınlı saha.

Gençlerin merakını kullanıp ya da kanlarının deliliğini, tecrübesizliklerini fırsat bilerek her türlü zararı verebilirler.

Ailemizin fertlerine, öğrencilerimize, çalışanlarımıza tam da bu noktada mukayyet olmamız gerekiyor. Onları bu büyük tehlike konusunda uyarmalıyız.

Sosyal medyanın tuzaklarına kapılıp yuvasını dağıtan vatandaşlarımızın sayısı konusunda ciddi bir araştırma henüz yok. Ama gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinin önemli bir kısmı maalesef sosyal medya mağdurlarının ulaştığı kötü akıbetlerle ilgili.

Satırlarımı noktalarken, facebook’ta aile albümü yayınlayan “dindar”, “muhafazakâr”, “mütedeyyin” camiamızın hangi açlığı ya da ihtiyacı gidermek üzere bunu yaptıklarını henüz anlayamadığımı itiraf ediyorum.

Yaptıkları işle ilgili “aklı başında” bir din âliminden fetva sormayı düşünmüşler midir dersiniz?

Allah, bütün gençlerimizi, ailelerimizi sosyal medyanın şerlilerinden ve şerlerinden korusun.

 

gumuslale@gmail.com

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık