Mustafa GÜNEŞ

SOSYAL ŞİZOFRENİ VE PARANOYA (*)


Mustafa GÜNEŞ
13 Ocak 2015 Salı 10:48

Şizofreni, çok kısa bir tarifle; beynin düşünce sisteminin ve hücreler arasındaki mantık zincirinin bozulması, kişinin akılcı ve düzenli düşünememesidir. Kişiler açısından bakıldığında doğuştan gelen genetik ve patolojik bir arızadır ve kişi büyüyüp geliştikçe yavaş yavaş ortaya çıkar, sonuçta artık herkes tarafından görülür bir hale gelir.

Bu kişilerde gözlenen en belirgin tepkiler; konuşurken konudan konuya atladıklarından cümlelerinde bir fikir ve mantık bütünlüğü yoktur.

Sürekli evham ve korku içindedir. İzlendiğine, çok önemli biri olduğundan herkesin kendisine düşman olduğuna, her an infaz edilebileceğine, üstün yeteneklerinin her kes tarafından kıskanıldığına, çok önemli bilimsel buluşlara imza atacak biri olduğu halde her girişiminde dış güçler tarafından engellenip sabotaja uğradığına inanır.

Ayrıca her şizofrenin hiç enerji gerektirmeden kendi ürettiği enerjiyle çalışan bir de “devir daim” motoru projesi vardır. Ancak bunun üretilip piyasa sürülmesinden korkan emperyalistler onu öldürürler diye meydana çıkarmaya korkmaktadır. Ya projeleri çok gizli yerlerde saklıdır ancak kendisi öldükten sonra ortaya çıkarılacaktır; ya da cesur bir devlet veya lider beklemektedir.

Bunun en tipik örneği, geçtiğimiz yıllarda bir grup Atatürkçü emekli general ve subay Türk’ün zekâsını dünyaya göstermek için “erke dönergeci” adını verdikleri hiç enerji gerektirmeden çalışan bir motor icat ettiklerini epeyce sansasyonel bir biçimde tüm medyada açıkladılar.

Tabi bu kadar şizofrenin ülke güvenliğini emanet ettiğimiz bir ordudan çıkmış olması da ayrı bir hüzün kaynağı.

Çok ilerlemiş ve ağırlaşmış durumuna “paranoid şizofreni” denir ki bu durumla gelen kişi artık tamamen mantık ve irade kontrolünden çıkmış, hiçbir seviyede ikna ve telkine cevap vermeyen, gözetim altına alınması zorunlu bir durumdadır.

Yazık ki beynin biyolojik ve genetik yapısından kaynaklı, beyin hücrelerinin yavaş yavaş öldüğü, giderek ağırlaştığı, sonuçta kişiyi yiyip tüketen tedavisiz bir hastalıktır.

KİTLESEL ŞİZOFRENİ

Adından da anlaşılacağı gibi bu şizofreni türü kitlesel olduğundan, genetik ve biyolojik etkenlerden farklı olarak toplumların coğrafi, kültürel, inanç, üretim ve tüketim ilişkilerinin niteliğinden kaynaklanır.

Bu kitlesel şizofrenik paranoyalar, genel olarak gezici, yağmacı, gaspçı üretimsiz ve yerleşik duruma geçmeye çalışan toplumlarda ortaya çıkar.

Bu tür kitleler dalgalar halinde bir yerlerden gelmiş, sevip hoşlandığı bir coğrafyayı ele geçirmiş, mevcut yerleşik halkı kovmuş veya kılıçtan geçirip yağmalamış ve sonunda gidecek yeri kalmamış artık yorgun düştüğü için yerleşmeye karar vermiş toplumların yerleşmeden itibaren girdiği ruh halidir.

HAKSIZLIĞIN VERDİĞİ ENDİŞE

Kitlenin hemen tümünde sürekli olarak başkasının yerini yurdunu haksız şekilde gasp etmenin verdiği bir tedirginlik mevcuttur. Kendileri nasıl başkasının ülkesini gasp etmişse, bir yerlerden birilerinin de her an çıkıp geleceği ve aynen onların metoduyla yerleştikleri yerleri ellerinden alıp onları öncekilerin akıbetine uğratacağı korkusu giderek bir takıntı ve saplantı halini alır.

Bu nedenle sürekli tetikte ve sürekli etraflarına göz kulak olup her an saldırıya hazır durumdadırlar. Toplumun neredeyse tamamına yakını  kurulu sisteme azıcık muhalif ve  aykırı duranların hain ve dış güçlerle işbirliği içinde olduğu, ülke dışındaki bütün halk ve devletlerin de  sürekli olarak boş yanlarını gözetip her an saldırabileceği endişesinin yarattığı atmosfer her geçen gün daha da ağırlaşır.

Çok haksızlık yapmış olanlar, çevrelerinden soyutlanarak yalnızlaşmış esnaf, bürokrat, aydın ve üretici olmayan aylak takımı bu şizofrenik korkuyu en çok hissedip çevrelerine korku pompalayan unsurlardır.

Özellikle devlet mekanizmasını döndüren ve kökeninden kopmuş kimsiz kimsesiz devşirme ve bürokratlar bu endişeyi dehşet seviyesinde yaşayanlardır.

Toplum ve devlet yönetiminde ters giden her işi dış güçlerle onların içerideki iş birlikçi hain ortaklarının yarattığına o kadar inanırlar ki, artık o inancı ruhlarından temizlemek mümkün değildir. Öyle ki en basit bir muhalefet ve eleştiriden olmadık sonuçlar çıkararak işi içeride katliama, dışarıdaysa savaşa kadar götürürler.

Kısacası dağ taş, yer gök, herkes düşman herkes boş yanlarını gözetir.

TEDAVİSİZ DEĞİL; AMA ÇOK ZOR

Buna rağmen,”kitlesel paranoyak şizofreni” genetik ve biyolojik olmadığından kişisel şizofreni gibi tedavisiz değildir. Tedavisi mümkünse de yüz yıllara varan ve kuşaklar boyu süren bir sürece ihtiyaç vardır.

Bunun için önce;

-Çok uzun süreli bir yerleşik hayata geçmiş olmaları, bu süre içinde ülkelerine bir dış saldırı/savaş ortamı yaratılmamış olması,

-Eleştirel anlamdaki her kitle hareketinin devleti yıkmadığı, bölüp parçalamadığının görülmüş olması,

-Çapul yağma ve gasptan el çekilip üretime geçilmiş, üretici kültürün yerleşmiş olması,

-Giderek daha sağlıklı düşünen bürokrat ve devlet adamlarının yetişmiş olması,

-Çekirdek aileye bölünmüş ve bu yüzden yalnızlaşmış, kendini sahipsiz hisseden insanların girdiği korku ve kimsesizlik duygusundan kurtulmak için etkili ve yaygın bir  “sosyal güvenlik sisteminin” kurulup işletilmesi,

-Ve tabi hepsiden önemlisi tam işleyen bir demokrasi…

-Elbet bu saydıklarımız belli başlı şartlardır. Toplumlar, özlerinde çok fazla çelişki ve karmaşa barındırdıkları için bunların da ayrı ayrı normale dönüştürülmesi gerekir.

Saydıklarımızdan da anlayacağınız gibi bu değişimler için yüz yıllara ihtiyaç vardır.

TÜRKİYE

Aklım erdiği günden beri tüm siyasetçi, sendikacı, bürokrat, aydın, entelektüel ve istisnasız tüm gruplardan:

 -“Dış güçler!”

 -“Kökü dışarıda ideolojiler!”

 -“Bizi bölmek istiyorlar!”

-“Herkes bizim düşmanımız!”

-“Cumhuriyet ve laiklik düşmanları!”

-“Müslüman’ız diye kâfirler bizi boğmak istiyor!”

-“Bizi ve dinimizi çekemiyorlar!”

-“Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur!” Ve bunun gibi daha nice zırva sloganlar duyarım/duyarız.

İşte bu gibi zırvalar “sosyo paranoyak şizofreni”nin en tipik delillerdir. Ama üzerinden 60 yıl geçti, ne bir dış güç gördük, ne bölündük, ne de parçalandık. Sadece hayatımız her gün zorlaştırıldı ve giderek artık taşınamaz hale geldi.

Son olarak, bu tür telkinlerin bir faydasının olmadığını bile bile söylemek isteriz ki; korkmayın, buralar artık sizindir. Kimse elinizden alamaz ve siz korkularınızla bölmedikçe dışarıdan kimse gelip “hıyar” gibi bölemez.

Gerçekten korkmayın

 

3.Ocak.2015

Mustafa Güneş/URFA

 

(*) Bu yazı “Yeni Özgür Politika” Gazetesinin 8.1.15 günkü  sayısında yayınlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

       

 

 


YORUMLAR
  • yorum2015-01-20 00:32:18Boran

    Emperyalist ülkeler,ve bağımlı ülkelerin işbirlikçi egemen güçleri,dünya ve ülkeler ölçeğindeki ekonomik-toplumsal yapının güdümlenmesinden baş sorumlu güçleri değil midir?Hoşça kalın.

Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star