Mustafa GÜNEŞ

SURİYE’DEKİ VATANSIZ KÜRTLER


Mustafa GÜNEŞ
31 Temmuz 2012 Salı 13:45
Bu günlerde Başbakanla yağdanlıklarından kim ağzını açsa, Suriye’nin insan haklarına uymadığını, kendi halkını katlettiğini, yıllardır 500 bin Kürt’e vatandaşlık hakkı dahi vermediğini söyleyip duruyorlar.

Buna karşılık Türk Devletinin ne kadar hümanist bir devlet olduğunu,”Kürt Kardeşleri” içinde vatansız ve kimliksiz kimsenin bulunmadığını, diğer yandan BAAS Partisi ve Beşer Esad zulümden kaçan 20 bin civarındaki insana kucak açıp onları ölümden kurtardığını ve modern kamplarda her türlü ihtiyaçlarının karşılandığını söylüyorlar.

Pişkinlik dediğin bu kadar olur ki, insan sormadan edemiyor:

Peki, her şeyi bilen Sayın Başbakan’ım, niye yaklaşık 23 milyon nüfuslu bir ülkede herkes vatandaş da yalnız 500 bin Kürt vatandaş değil, vatansızlar  (haymatlos) ve kimlikleri yok?

Üstelik bunların büyük çoğunluğu Şam’ın sırtını yasladığı “Kasiyun Dağı” eteklerindeki mağaralarda Çingeneler gibi yaşamakta, eğitim alamamakta, ülkenin bütün “amele” hizmeti bu insanlardan karşılanmaktadır.

Niye bu devlet 22,5 milyon insanına normal vatandaş olmanın bütün haklarını tanıyor da bu insanlara böyle davranıyor?

Onun ağzı dürüst cevaplara uygun olmadığı için cevabı da biz verelim:
Çünkü onlar uluslar arası hukuka göre halen mültecidirler.

Biraz gerilere gidersek, Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlının dağıtılması üzerine, Ortadoğu’ya hâkim İngiliz-Fransız koalisyonu, kurulan devletlerin devlet niteliği edinip kendi başlarına ayakta durabilmeyi öğreninceye kadar, belli bir süre kendi denetim ve gözetimleri altında (manda) bulunmasını kararlaştırdılar.

Bu süre her ülkenin kendi özel durumuna göre belirlenecekti. Yanlış hatırlamıyorsam bu süre Suriye için 1946 idi.

Bu arada Türkiye’de de Osmanlının dağılmasında kendilerine düşen haklarını alamamış Kürtler, direniş ve bir seri isyan halinde idiler. İsyanların biri bastırılırken, diğeri patlıyordu.1921’den başlayarak Milli, Koçgiri, Şêx Seid, Ağrı, Sason ve Dêrsim isyanları gibi.

Elbette Türk Devleti ve onun ırkçı hükümetleri isyan edenlerin üzerine gül suyu serpmiyordu. Dehşet ötesi katliamlar yapılıyor, öldüremeyip sağ yakaladıklarını da Batıya, Ege’ye yüzde 5 oranında yerleştirilmek üzere iskâna gönderiyorlardı. İskan ve katliamı duyan insanlardan büyük kısmı Batıya, bilmedikleri bir diyara gitmekten veya ölmektense, kendilerine daha yakın buldukları Suriye’ye sığınıyordu.

O sıralarda yönetim Fransızların elinde olduğu için gelen mültecileri, biraz da kendi günahlarının kefaretini öder gibi, değişik yerlerde iskân ediyordu.

Ancak Fransızlar çekildikten sonra, hasta bir Arap Irkçısı olan Cemal Abdünnasır’ın önderliğinde Mısır-Libya-Suriye’nin birleşerek oluşturduğu kısa ömürlü Birleşik Arap Cumhuriyeti kuruldu.

Abdünnasır’ın başkan olarak yaptığı ilk uygulama, Kürt mültecilerinin vatandaşlık isteklerini ret, almış olanları da iptal etmek oldu.

Çünkü zulüm ve katliamdan kaçan insanları kabul etmek BM kuralları gereği mecburidir. Ancak mülteci kabul eden devletin onlara vatandaşlık vermek gibi bir zorunluluğu yoktur.

Nasır’dan sonra gelen Suriye Yönetimlerinin de işine geldiği için gelen devam ettirdi.

İşte o gün bu gündür nüfusları 500 bin civarında olduğu tahmin edilen bu insanlar, kimliksiz ve vatansız  (haymatlos) olarak yaşamaktadırlar.


PİŞKİN DEVLET, OPORTÜNİST BAŞBAKAN


Bunları anlatmamızın nedeni, yüzyıllardır bu coğrafyada egemen olan ve kaç çeşit rejim değiştirirse değiştirsin, ülkelerini gasp ettiği halkların hiçbir zaman hak ve özgürlüklerini tanımamış bir devletin,21.yüzyılda bile hala aynı pişkin tutumunu sürdürmesini anlatmak içindir.

Düne kadar kendi “torunu” durumundaki BAAS Rejimiyle can-ciğer giden bir devlet, dünya konjonktürü değişince tutum değiştirmesi yetmezmiş gibi, kendi mağdurları olan Suriye’deki “Mülteci Kürtleri” hiçbir hicap duymadan eski dostuna karşı kullanmaktan çekinmemektedir.


Bu pişkin devlet ve onun Başbakanı o insanlardan özür dileyip, şeklen de olsa, yurtlarına geri çağıracağına, yüzsüz bir fırsatçılıkla (oportünistçe) faydalanmaya çalışıyor.

Her gece bir TV kanalında, o insanların zamanında kendi zulmünden kaçan insanlar olduğunu unutma pişkinliği gösterip, cümle âlemi enayi yerine koyarak ve  kameraların tam merkezine bakarak yalan söylüyorlar.

Demek istiyoruz ki, ey insanlık! Zamanında kendi (TC) zulmünden kaçıp başka bir ülkeye sığınan insanların trajedisinden faydalanmaya çalışan bir devletin ibret tiyatrosunu izliyorsunuz.
Duyurulur!






YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık