Mustafa GÜNEŞ

SURİYE,ESED VE BAAS ÇETESİ


Mustafa GÜNEŞ
9 Eylül 2013 Pazartesi 12:04

Geçen yıl, Suriye başkaldırısının iyice ısındığı sırada, diktatörlüklerle ilgi bir yazı yazmış,son birkaç satırında Suriye’ye de değinmiştim.

Bu sorun gündeme geldiğinden beri ağzını açan Esat’a  (ya da Esed) saldırıyor, küfür ediyor, onu kanlı bir diktatör olarak tanımlayıp halkını katlettiğini, defolup gitmesini veya Dünya devletlerinin bu diktatörün devrilmesine yardımcı olacak müdahalelerde bulunmasın istiyor; BM, ABD ve NATO’yu göreve çağırıyorlar

Kısaca başta Başbakan olmak üzere, hemen herkes Esat gitse veya devrilse her şeyin yoluna gireceğine, “Suriye İç Savaşı”nın kırp diye duracağına öylesine inanmış ki arada bir iki mantıklı laf etmeye kalkanlar hemen Esat yanlısı olarak suçlanıp ilan ediliyor.

DİKTARÖLER KONSEYİ

Hâlbuki Suriye’de Baba Esat da dâhil, Saddam veya Kaddafi gibi mutlak iktidara sahip, her dediği kanun, astığı astık kestiği kestik, başına buyruk, bütün yetkilerini kendinden menkul bir diktatör hiçbir zaman olmadı.

Orada kökeni 1950’lerden gelen ve 1960’da devlet yönetimi ve siyasetinde etkin rol almaya başlayan bir BAAS Partisi egemenliği vardır.

1961’den sonra çeşitli gel gitler ve darbeler serisinden sonra sivil ve askeri gruplar arasındaki anlaşmazlıktan dolayı bir türlü aradığı lideri bulamayan parti, nihayet 1970’de bir pilot, Hava Kuvvetleri komutanı ve Savunma bakanı olan Hafız Esat ’ta karar kılındı.

1970’de yapılan bir darbe ile iktidara gelen Hafız Esat, birkaç yıl içinde hem partideki güçler arası çatışmayı dengeye oturtmuş, hem de liderliğini güçlendirip kabul ettirmişti.

Ancak liderliğini kabul ettirmesine rağmen BAS Partisi hiç zaman iplerin tamamını Hafız’ın eline vermeye müsaade etmemiştir.

Her ne kadar özünde Alman NAZİ (Nasyonal Sosyalist) partisi ilkelerini yani ırkçı ve toplumsalcı ilkelerini esas almışsa da yönetim ve işleyiş mekanizmasında Sovyet Partisi modeli benimsenmiştir.

Bu modelde yönetim ipleri ve karar mercii her zaman “Polit-Büro” olarak adlandıracağımız bir elitler gurubunun elinde ve yetkisinde olmuştur.

Hafız, başa geçtikten ve liderliğini tam olarak yerleştirip kabul ettirdikten sonra bile hiçbir zaman Saddam veya Kaddafi kadar bağımsız ve başına buyruk olamamıştır.

HAFIZ’IN ÖLÜMÜ

Amacımız Suriye’nin Siyasi Tarihini vermek olmadığı için Hafız dönemindeki baskı ve katliamların ayrıntısını vermeyecek, sadece BAAS ve Hafız’ın bu kadar yıllık iktidarlarını her diktatörlük rejiminin yaptığın yaparak sürdürdüklerini hatırlatmakla yetineceğiz.

OĞUL ESAT

BAAS çetesi, daha Hafız’ın sağlığında o da babası gibi pilot olan, at sporlarıyla uğraşan, hızlı otomobil kullanan büyük oğul Basil’i diktatörlüğe hazırlamış, fotoğrafları ülkenin her yerine ve her iş yerinde Hafız’ın resimlerinin yanına asılmıştı.

Böyle davranmaları, Hafız’ın 20 yıldan fazla bir süredir yürüttüğü Devlet Başkanlığının toplumda yerleştirdiği alışkanlık ve şartlanmayı bozmadan sürdürmek, eski köye yeni adet getirmemek ve bu kadar zamandır Parti Çetesi ile Hafız Ailesi arasında kurulmuş menfaat ve iktidar ilişkisine yabancı birilerini sokmamak içindi.

Çünkü demokratik denetimden yoksun ve uzun yıllara yayılan despotik iktidarlarda; partideki etkin yöneticiler arasında büyük yolsuzluklar, iktidar paylaşımları, menfaat ilişkileri oluşur ve hepsinden önemlisi, kimsenin ağzına almaya bile cesaret edemediği büyük insanlık suçları işlenir, hatta olağan bir hal alır.

Kendi içlerinden biri bile olsa, diktatörün soyundan veya ailesinden olmayan birini başa getirdikleri zaman, düzeni kaldığı yerden devam ettirmeyip kendi çetesini kurmaya kalkarak yeni dengesizliklere, tasfiyelere, sevmediği kimseleri suçlayarak cezalandırmaya kalkışabilir.

En azından kendini temiz göstermek, halka sevdirmek için bile hoşlanmadığı kimselerden kurbanlar seçebilir.

Oysa gidenin yerine eski diktatörün oğlu veya aileden biri getirildiği zaman, yeni gelen hem atasından kalan sisteme sadık kalacak, hem de yaratacağı bir karışıklıkla atası ve ailesi zarar görecektir. Onun için kurulu dehşet dengesine dokunmadan bir “konu mankeni” veya Urfalıların deyimi ile “çarşı gelini” rolünü sürdürmeye devam edecektir.

Bu mantık ve metotlar yalnız Suriye değil, dünyadaki her diktatörlükte bir “diktatörlük kanunu” gibi sektirmeden uygulanır. Mesela Irak, Libya, Azerbaycan, Küba, Kuzey Kore ve Küba bunlara en iyi birkaç örnektir.

Bütün bu ülkelerin sözleşmiş gibi ölen veya hastalık gibi nedenlerle çekilmek zorunda kalan diktatörün yerine oğlu, torunu, kardeşi veya aileden birinin getirilmesini tesadüf olarak yahut ölen diktatöre olan saygı, bağlılık veya sevgi olarak açıklayamayız

Hepsinin ortak endişesi, yukarıda anlattığımız gibi dışarıdan gelen birinin pisliklerini ortaya dökme tehlikesidir.

Beşşar Esat’a gelince; ağabeyinin veliahtlığa hazırlandığını, bu işten kendisine bir ekmek çıkmayacağın anladığı için askerlik veya bürokratlıkla ilgisi olmayan bir meslek seçmiş ve sonunda Tıp okuyarak doktor olmaya karar vermişti. Çünkü bir de sırada kardeşi Mahir vardı.

Ancak kader tecellisini başka türlü gösterdi. Veliaht Basil bir trafik kazasında (1994) öldü.((Kazanın kuşkulu olduğu söyleniyorsa da Suriye’deki bir dostum Basil’in araba kullanmaya çok düşkün olduğunu söylemişti.))

Büyük yas ilan edildi. Suriye’nin her yanına heykelleri dikildi, her işyerine Hafız’ın yanına onun da resimleri asıldı.

Hafız’ın ölümünden sonra toplanan Baas Çetesi, sıradaki Mahir’in tutarsız ve dengesiz davranışlarına güvenmediği için, hiçbir siyası ve devlet yönetimi deneyi olmayan, bu işlere hazırlıksız olan Göz Doktoru Beşşar’ı apar topar getirtip başa geçirdiler.

HALA ŞAŞKIN

Bütün bunları anlatmamızın nedeni Beşşar’ın diktatörlüğe hazırlıksız yakalanması ve o gün bu gündür halen ortalıkta bir “konu mankeni”, bir “şaşkın ördek” gibi dolaşmasını, babası gibi iktidar gücünü kullanacak bir kişiliğe sahip olmadığını ve iplerin tamamen ırkçı BAAS ÇETESİ’nin elinde olduğun anlatmak içindi.

BEŞŞAR, İSETSE DE HİÇBİR ŞEY YAPAMAZ

Bu özellikte birinin 50 yıldır her noktada örgütlenmiş bir partinin çarkını kıramayacağını, istese de istemese de onların idaresindeki bir konu mankeni olmaktan öte bir işlev göremeyeceğini bilip anlamak için siyası uzman olmaya gerek yok.

SONUÇ OLARAK

Ülke çapında böylesine köklü, yaygın en uç noktaya kadar organize olmuş zalim ve kahrolası bir çetenin, Beşşar gibi yetersiz birinin isteğine uyarak iktidardan vaz geçerek kendini dağıtıp demokrasiye geçmesi beklenemez.

Ek olarak belirtelim ki, bu güçteki bir organizasyonun bir Halk hareketiyle çökertilmesiyse asla mümkün oeğildir.

Tek çözümü, Irak ve Libya gibi ,bir dış ülke/ülkeler müdahalesidir. Başka türlü hiçbir iç dinamikle bu çeteyi yenmeye ve dağıtmaya imkân yoktur.

Böyle giderse bu iç savaş yıllarca ve yıllarca sürmeye, milyonlarca insan kanı dökülmeye, bu güne kadar gördüğümüz vahşetlere rahmet okutacak vahşetler yaşanmaya devam eder.

Son bir not olarak belirtelim ki, buraya kadar yazdıklarımızın müdahale olsun olmasın tartışması ile bir ilgisi yoktur ve tamamen bir durum tespitinden ibarettir.

BİZE KALSA

Ancak bize kalırsa, yeryüzünün bu kanlı, ırkçı ve son NAZİ bozuntusu BAAS çetesinin Dünya Devletleri tarafından mutlaka dağıtılması gerekir. Ki, artık bundan böyle yeryüzünde kimse bu tür ırkçı diktatörlük partileri kurmayı demesin.

Bu çete öyle kök salmış kanlı bir çetedir ki, muhalif güçlere verilen para ve birkaç roketatar desteğiyle veya “savaşa hayır!” ,”insanlar ölmesin!” yahut “kahrolsun Baas, kahrolsun Esed!” gibi dilek ve sloganlarla devrilmesi mümkün değildir.

Böyle giderse yıllarca ve yıllarca bugünkünden daha çok ve daha vahşice kan dökülmeye devam edecektir.

Bazen daha büyük kanların dökülmesini önlemek için savaşmak zorunludur.

KÜRTLERİN DURUMU

Kürtlerin endişelerine gelince: Kürtler, günümüz dünya konjonktörü itibariyle artık Ortadoğu’daki her siyaset ve hareketin etkin halkıdır ve artık kimse Kürtleri yok sayarak herhangi bir hesap kitap yapamaz.

Suriye’de de iktidara kim gelirse gelsin, edindikleri mevcut statülerinin gerisinde bir statüye razı edilemezler.

Buna ne yeni iktidarların gücü yeter, ne Kürtler kabul eder, ne de Ortadoğu’da sükûnet isteyen Dünya buna izin verir.

Belki biraz sancılı, kanlı ve uzun bir zaman dilimine yayılır. Ama mutlaka Kürtlerin lehine ve isteği doğrultusunda sonuçlanır.

Son bir hatırlatma:

Kürtlerin Tarihinde kansız geçmiş bir tek gün var mıydı ki bunu da rahat, huzur ve selametle geçirsinler?

Ne demiş ünlü Kürt deyimi? “Kürdi, halê xwe wûha di”(*)

Endişeye gerek yoktur.

 

(*) Kürt’tür, halini hep böyle gömüştür.

 

9.9.2013

Mustafa Güneş/URFA


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık