Mustafa GÜNEŞ

TABİAT, ANAMIZ DEĞİLDİR


Mustafa GÜNEŞ
18 Kasım 2013 Pazartesi 09:55

Siyasetin çok yoğun konuşulduğu bu günlerde konu dışına çıkarak siyaset  dışı bir yazı yazmak istedik.

Kendimi bildim bileli tabiat hakkında söze giren her kes ağzını açar açmaz söze ,”tabiat anamız”,”doğal denge”,”tabiatın dengesini bozuyorlar” gibi beylik cümlelerle giriyor.

Ondan sonra da soyu tükenmekte olan canlılar için hayıflanıp yok olan bu türler nedeniyle tabiatın dengesinin bozulacağı, maazallah böyle giderse çok sürmez birkaç yüz yıl içinde dünyanın yaşanmaz hale geleceği vurgulanıyor. Ardında da sanki bunları yok eden tabiat değil de biz canlılarmışız gibi bir de suçluluk kompleksi yaratılıyor.

TAİBAT ANANIN CANLILARA ETTİKLERİ

Şimdi… Önce “tabiat anamız” ın (!) biz canlılara ettiklerini birkaç başlıkla sıraladıktan sonra ne kadar anamız olduğunu izaha çalışalım.

Gökten,yani atmosfer ve ötesinden gelenler:

-Fırtına, tayfun, kasırga, sel, yağmur, dolu, kar, tipi, boran, yıldırım, göktaşları, kuyruklu yıldız fırtınaları,cehennem sıcakları ve bin bir çeşit radyasyon içeren güneş fırtınaları.

Yerden ve dünyanın merkezinden gelenler:

-Volkanların atmosfere püskürttüğü trilyonlarca ton zehirli gaz ve yok edici lavlar; depremler, jeolojik çöküntüler/yükselmeler, deniz köpürmeleri, med-cezir baskınları, tsunami, sel, çığ, toprak kaymaları ve orman yangınları…

Elbette bu saydıklarımız şöyle bir aklımıza gelenler. Teknik insanların kim bilir daha bilmediğimiz neleri sayabileceği de cabası.

YA CANLILARIN BİR BİRİNE ETTİĞİ?

Bir de canlıların bir birine ettikleri var.

Yer yüzünde insan dahil, canlı olarak tanımlanan tüm bitki ve hayvanların iki temel endişe,görev ve davranış  iç güdüsü vardır:

1-Önce en temel iç güdü olarak “av olmamak”;

2-Sonra yaşamını sürdürmek için  “av bulmak”.

Kimileri bu güdüleri önce beslenme sonra da üreme olarak tasnif ediyorsa da bu tasnif eksik ve yanlıştır. Çünkü beslenme azığının peşine düşen canlı boş bulunur arkasını kollamazsa anında bir başkasının sindirim sistemine iner.

Onun için tabiatta beslenen bir canlı, mutlaka av olmama refleksini yeterince kullanamayan başka bir canlının işini bitirip  sindirmiştir.

Burada aklınıza bitkilerin birilerini doğrudan sindirim sistemine indirmediği için bu kurala uymadığı düşüncesi gelebilir. Oysa bitkilerde de böyle değildir. Çünkü kendi alanını koruyamayan bir bitkinin yaşam sahası, anında başka bir bitkinin işgaline uğrar ve onu gıdasızlıktan kurutarak yok eder. Çürüyen bedeni de başka bitkilerin gıdası olur.

 

Kısacası her canlı önce yaşayacağı yerden geliştirdiği diğer bedensel özelliklerine kadar tek amaçla donanmıştır. Önce, av olmamak için bütün tedbirleri alacak,sonra eğer yeterince kendini güvende hissettiğine kanaat getirirse kısmetini aramaya çıkıp başka bir canlının boş yanını yakalayıp birilerini avlayıp sindirim sistemine gönderecektir.

DEHŞET DENGESİZLİĞİ

İnsanlar olarak gözümüzü  böyle zalim ve amcasız bir tabiatın içinde  açtığımızdan canlıların birbirini boğazlama işi bize normal ve sanki yaratıcının emriymiş gibi gelebilir.

Oysa biraz insanca ve olayların farkında olarak bakan gözler  için durumun hiç de öyle olmadığı, bu acımasız  şartlar içinde yaşayan canlıların hiç de rahat ve huzurlu olmadığı,çevrenin tamamının kendisine düşman olduğu,en ufak bir ihmal ve boş bulunma anında yaşamının sona ereceği endişesiyle yaşadığını görür.

BİR DE TABİATA KARŞI SAVUNMA

Yaratılış teorilerini bir an için bir tarafa bırakarak; genel “evrim” teorisine, jeoloji, biyoloji  ve Dünya Tarihine bakıldığında, ilk canlı hücrenin oluşumu tabiatın ona hazırladığı ana kucağıyla değil,tabiatta bulunan birtakım maddelerin belirli şartların bir araya gelmesiyle meydana geldiği görülür.

Yaratılış teorisine göreyse zaten o hücreye can verenin tabiat değil,en büyük ve her şeye hakim yaratıcı güçtür.

Ancak her iki durumda da bir canlı, canlandığı andan itibaren  tabiatın onu öldürme,yok etme  gücü de devreye girer.

Yani her canlı zıddıyla , yaşam ve onun zıddı olan ölüm ve yok olma özelliğiyle var olmak durumunda ve hatta  zorundadır.

Bir başka deyişle tabiat ,canlanarak kendisine bir anlamda baş kaldırmış olan bir “türemeyi” cezalandırmak için sürekli boş yanını gözetip onu azar azar yıpratarak öldürmeyi görev bilerek hareket eder.

Ve tabi sonunda mutlaka başarıp onu aslına,cansız molekül ve atomlara çevirir.Hemen bütün dinlere hakim ve en kısa ifadesini Kur’an’da bulan “Külli nefsün zaikatül mevt” (bütün canlılar ölümü  tadacaktır) gerçeği bunun en iyi ifadesidir.

BAŞKASININ SİNDİRİM SİSTEMİ HİÇ ESTETİK DEĞİL

Belgesel kanalları izleyenler çok iyi bilir ki bir yırtıcı ve etoburun bir canlıyı kovalayıp parçalayarak yediğini seyretmek insan olan herkesi dehşete düşürür. Çoğumuz (ben de) o sahneleri görmeye dayanamaz, kanal kaydırırız.

Oysa yaşam alışkanlığı sonucu biz insanlar da aynısını  çok olağan bir işmiş gibi bir hayvana yapar, onu boğazlar, kanını döker, pişirip yerken hiç rahatsız olmayız.

Çocukluğumdan beri canlıların birbirini parçalayıp yemesine aklım ermez, bu işte bir terslik olduğunu düşünürdüm. Bunca kainatı yaratan yüce gücün bize böyle bir vahşeti reva görmesini ona yakıştıramaz, bunu bizlerin gaddarlığına bağlardım.

Birkaç saat önce bütün estetiğiyle otlakta hoplayıp  zıplayan bir ceylanın yaşamak için başka bir canlı olan otları yemesini,biraz sonra da  avlanıp bizim gibi başka  bir canlının sindirim sisteminde dışkıya dönüşmesini estetik bulmak mümkün olamaz.

BU VAHŞETE DENGE DİYEMEYİZ

Sonuç olarak bir yanda  her anı dehşet yüklü yok edici afetlerle dolu bir tabiat,diğer yanda birbirini yakaladığı yerde boğazlayıp sindirim sistemine göndermeye çalışan canlıların bulunduğu bir  ortama “denge” diyemeyiz.

Ayrıca insanoğlu dünyayı değiştirip kendine göre düzenlemeye başlamadan önce de tabiatın  “doğal ayıklanma” yoluyla  yer  yüzünden sildiği yüz bilerce canlı türü vardı.Jeologların bulduğu binlerce tür fosil bunun en iyi ispatıdır.

Kısaca biz insanların insanlaşma evriminden itibaren  kurduğumuz sanayi tesisleri ve uyguladığımız teknolojiler sonucunda belki birkaç tür canlının soyunu tüketmiş olabiliriz. Ama bu arada tabiatın bizzat kendisinin normal süreçle yok ettiği binlerce türü de unutmayalım.

Onun için siz siz olun, tabiata karşı hep tetik durun. Çünkü o hiç uyumadan, durup dinlenmeden ve göz kırpmadan kurallarına karşı gelerek canlanan canlıları bir an önce yok etme gayretindedir.

Bu arada denizine, ormanına, sahiline, ırmağına, sularının çağlayışına, kısacası estetiğine bakıp duygulu şiirler yazmayı da ihmal etmeyin.

Ama hep boş yanınızı gözettiğini unutmadan…

 

18.11.2013

Mustafa Güneş/URFA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık