Mustafa GÜNEŞ

TELEFON DİNLEME ÜZERİNE


Mustafa GÜNEŞ
2 Mart 2014 Pazar 21:41

Bertolt Brecht Alman’ların büyük şair ve oyun yazarıdır. Hitler’i mutlak iktidara getiren ünlü Reichtag Yangını üzerine, zaten önceden de vatana ihanetten hakkında dava açılmış olduğundan, Almanya’dan kaçmıştı.

İktidarını pekiştiren Hitler, seriler halinde yakılacak kitap listeleri yayınlıyor ve listedeki kitaplar kalabalık NAZİ gösterileri halinde meydanlarda yakılıyordu.

Kitap yakma işi öyle bir toplumsal histeriye dönüştü ki, Naziler , “bize İncil ve Führer’in (Kavgam) kitabından başka edebi ve sanatsal kitap gerekmez” diyecek noktaya gelmişti.

Yurt dışındayken çıkan ilk listede kitaplarının ismini göremeyen Brecht, çok öfkelenmiş ve oturmuş Hitler’e açık bir şiir yazmıştır.

Ne yazık ki yaklaşık 35-40 yıl önce okuduğum şiiri bulamadım. Bulsaydım şiiri de ekleyecektim. Şiirin mesajı özetle şöyleydi.

“Kitaplarımın adlarını yakılacak kitaplar listesinde bulamadım. Demek ben senin bu ırkçı ve kanlı rejimini destekliyorum ki kitaplarımı listeyle almamışsın. Bu bana hakarettir. Benim kitaplarımı da o listeye alıp yak.”

Hitler o şiirden haberdar oldu mu bilmiyoruz. Ama zaten sonradan onun da bütün kitapları yakıldı.

TELEFON DİNLEME LİSTELERİ

Birkaç yıl önce başlayan ve önce ünlüler hakkında yayınlanan birli ikili dinleme kasetleri, Cemaat-Hükümet boğuşmasının iyice açığa çıkması üzerine, artık klasörler dolusu listeler halinde ortaya dökülmeye başladı.

Listeler yayınlandıkça hemen herkes dehşet içinde, tıpkı “seçmen Kütükleri”nde adını arar gibi listelerde adının bulunup bulunmadığını aramaya başladı.

Öyle bir psikoloji yaratıldı ki, kendini demokrat ve aydın olarak tanımlayan yurttaşlar, aynen Brecht gibi adını listede görmeyince komplekse kapılmaya,”adım listede olmadığına göre yoksa beni de mi yandaşları kabul ediyorlar”,diye kendinden kuşkulanmaya başladı. Ve insanlar;

“-Bu listede adım çıkmadı, inşallah bir sonrakinde çıkar.”Diye dua eder hale geldiler.

KANTARIN TOPUZU KAÇINCA

Köyümüzdeki petrol istasyonunda, gariban ve bu güne kadar kimseyle en ufak bir takıntısı olmamış, dilsiz ağızsız  dedikleri türden bir oto lastikçimiz var. Geçen sene bir lastik hakkında bilgi almak için telefon açmıştım. Esas konudan sonra, şaka olsun diye içinde Başbakan ve AKP’nin geçtiği bir iki siyasi laf ettim.

Önce güldü, sonra birden durakladı. Ve

-Abi telefonlar dinleniyor. Kurbanın olayım bunlar şakayı filan bilmez. Zaten Tubless lastikler çıkalı eve ekmeği zor bela götürüyoruz. Elini ayağını öpeyim, şaka da olsa bana böyle şeyler söyleme”.Dedi.

Alın size gelinen nokta…

Eğer bir köydeki gariban bir oto lastikçisi bile dinlendiğine inanıp bu korkuyla yaşıyorsa; varın aydınların, siyasi ve sosyal faaliyet içinde bulunanların ya da toplumda az buçuk öne çıkmış insanların durumunu ve duygularını düşünün.

KORKU İMPARATORLUĞU BUDUR

Yıllardır söyleyip dururuz. Bir meleği dahi yıllarca rakipsiz ve ezici bir güçle iktidarda tutun; sonunda mutlaka despotlaşır, yozlaşır ve kokuşup bozuşur. Denetimsiz yetki ne kadar iyi niyetle yola çıkmış olursa olsun, hiç yolu yok sonunda bir zulüm ve yolsuzluk mekanizmasına dönüşür.

Türkiye’de de olan budur.12 yıldır rakipsiz bir parti ve megalo liderinin varacağı nokta da bundan farklı olmayacaktı, nitekim olmadı.

Güç öyle bir hırstır ki, bir kere ele geçirilip tadı alınmaya başlandı mı, “Tazmanya Canavarı” gibi asla doyuramazsınız.

Keskin sirkenin küpüne zararı olgusu, nihayet bu dehşetli güç sahibini de kemirmeye başladı. Artık sıradan yurttaş kasetleriyle yetinmeyen odaklar, işi zirveye tırmandırdılar. Ta ki Başbakan da nasibini aldı. Darbeci ve KCK’ lıların tasfiyesi için düzenlenen dinleme senaryolarının ucu nihayet kendilerine de dayandı.

Besledikleri karga gözlerini oymaya başlamıştır.

TELEFON DİNLEMELERİ KALDIRILMALIDIR

Bu rezaletin başlangıcı 1999 yılında kabul edilen Organize Suçlar Kanunundaki Telefon dinlemelerinin “delil kabul edilmesi” ile ilgili hükümdür. Bu kanuna göre, suç işlemek için kurulan örgütlerin mahkeme kararı ile dinlenen telefon konuşmaları delil olarak kabul edilecekti. Sonradan C.M. Kanununda dinlemenin nasıl ve hangi suçlar hakkında yapılacağı ayrıntılı bir biçimde usule bağlandı.

Başlangıçta her şey iyi gidiyor, polise, delil elde etmede çok iyi bir imkân sağlıyordu. Ancak polise tanınan ucu açık her yetki gibi bu yetki de yolundan ve amacından saptırılarak tüm toplumun özel hayatı üzerinde polisin veya polis içindeki farklı güç odaklarının bir tehdit ve şantaj aracı olmaya başladı.

Suç örgütleri ile mücadele amacıyla çıkarılmış bu kanun hükümlerinin kendisi “suç örgütü üretme odağı” haline gelmiştir.

Her hangi bir “hukuk başlangıcı”  kitabını açarsanız orada, “suçsuz bir insan haksız yere hürriyetinden mahrum kalacağına, binlerce suçlunun serbest dolaşması daha iyidir” temel hukuk prensibinin yazılı olduğun görürsünüz.

Onun için vakit yitirmeden amacından saptırılmış ve nerdeyse tüm toplumun özel hayatını tehdit eden bir noktaya gelmiş bu kuralın derhal kaldırılıp telefon dinlemelerinin delil olmaktan çıkarılması gerekir diyoruz.

Bütün bir toplum böylesine tedirgin ve korku içinde yaşayacağına, varsın gene mafyalar suç işlemeye devam etsinler, daha evladır. Çünkü onlarla nasılsa bir mücadele yolu bulunur. Ama toplumun girdiği bu dehşetin izlerini on yıllar içinde temizlemek mümkün olmayabilir.

DENGEYİ TOPLUM SAĞLAYACAK

Konunun toplumsal yönüne gelince:

Topluma basit bir mantık önermeye çalışıyoruz. Tamam. Liderinizi seviyor ve istikrar adına desteklediğinize inanıyorsunuz. Eyvallah. Her şeyiyle, bütün megalomanisi ve histerisiyle sizin olsun, hayrını görün. Ama onu dengeli ve denetlenebilir bir oy oranıyla destekleyin ki, köpeksiz köyde değneksiz gezme havasına girmesin.

Kısacası madem onu çok seviyorsunuz, onu kendine ve topluma zarar vermekten koruyun. Bu dengeyi kurmadığınız, eline böylesini kahir bir yetki vermeye devam ettiğiniz sürece bu tür rezaletler artarak sürecektir.

Köşeye sıkıştırılmış, demokratik yollarla bu güç sarhoşu liderle mücadele umudunu yitiren insanlar, en marjinal metotlara baş vurmaktan başka çarelerinin olmadığına inanmaya başlarlar. Bu insanların bu günkü psikolojisi budur. Daha ileri gitmesini önlemenin yolu, dengeli oy dağılımıyla güçler dengesini sağlamakla mümkündür.

Umarız bu Cemaat-Hükümet boğuşması yüzü suyuna kaset ve dinleme listeleri furyası bir ders olur da seçimlerde “megalo diktatörün” borusunun desibeli biraz düşürülür.

Böyle yapılmazsa, daha büyük rezaletlere razı ve hak etmiş olduğumuzu da kendi ellerimizle onaylamış oluruz.

26.2.2014

Mustafa Güneş/URFA


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star