Duygu SUCUKA

Terör Gençleri Vuruyor, Ve Onlar Soruyor; Ne Olacak Bu İşin Sonu?


Duygu SUCUKA
16 Mart 2016 Çarşamba 10:30

Son Ankara saldırısında (13 Mart 2016) bombaların hedefi genellikle gençlerdi. Üniversite öğrencisi, lise talebesi, dershane kitlesi ve diğerleri. Şehitler ona keza. Son aylarda, 20-25 yaşındaki askerler, özel harekat polisleri, hendek çatışmalarında şehit düştüler.

 

Sokakta terör, şehirde terör, AVM’lerde terör. Otobüs duraklarında, tren garlarında, metrolarda, meydanlarda, kısacası gençlerin olduğu her noktada terör var, terör korkusu var, ölüm endişesi var. Haklı olarak onlar da korku içinde yaşıyorlar, bu işin sonu ne olacak, nereye kadar diye soruyorlar. Çünkü okul, dershane, sınav, iş, güç, yaşam derken hep dışarılarda, hep koşturmaca içindeler. Yani her türlü saldırıya açık hedefler.

 

Bunları yazarken genç olmayanların terörün hedefi olmadığını söylemek gibi bir algı yaratmak da istemem. Nihayetinde masum halka yönelmiş bu insanlık dışı saldırılarda hayatını kaybeden ve genç olmayan birçok vatandaşımız da var. Burada genç neslin, genç çocukların, bu insanlık dışı saldırıları gördükçe artık yaşama endişesi taşımaya başladıklarını ve geleceğe dair endişe duyduklarını yansıtmaya çalışıyorum.

 

Dershaneden çıkmış evine giderken ya da günlerden Pazar olduğu için şöyle bir Kızılay turu yaparken veya arkadaşıyla buluşmak isterken, canice yapılmış bir saldırıya, tesadüfen denk gelmek, kader olarak açıklanamaz. Bunların hepsi genç çocuklar. Ve onların arkadaşları, diğer gençler, hayatı kazanmak için yollarda koşarken, bu şanssızlıkları tesadüfen kendilerinin de yaşayabileceğini, bu ölümlerin kendilerinin de başına gelebileceğini düşünüyorlar. Ortadaki dramdan, acıdan, istemeseler de etkileniyorlar.

 

Biz gençleri uyuşturucudan koruyalım, kötülüklerden esirgeyelim, sokaktaki tehlikeden sakınalım derken terörden korumanın derdine düşer olduk. Gençler, bizim çocuklarımız, nasıl bir geleceğe uzanacaklarını, kendilerini yarınlarda nelerin beklediğini göremiyorlar. Daha doğrusu geleceğe dair umut yerine endişe taşımaya başladılar.

 

Egenin soğuk sularında boğulan minicik mülteci çocuklara üzülürken kendi sokaklarımızda bombalara hedef olan gençlerimize ağlar olduk. Bu ne biçim bir dünya oldu böyle? Bu nasıl bir coğrafya, bu nasıl bir bataklığa dönüşmüş Ortadoğu’dur? Bundan 15 yıl kadar önce çok yazıldı çizildi, Büyük Ortadoğu Projesi dendi, Ortadoğu halklarına özgürlük getireceğiz dendi. Aklıselim hiç kimse buna kanmadı. Ve sonuç ortada işte. Kan ve kinle yoğrulmuş Ortadoğu halkları birbirine düşerken, birbirini yerken bundan nemalananlar bir kenardan seyirci, timsah gözyaşlarıyla. Askerimi, polisimi şehit eden terör, masum halkı hedef alan terörist bombalar, çatışmalar… Hepsinde kullanılan silahların parasıyla, timsah gözyaşı döken terörist ülkeler keyif çatıyorlar. Ve bu coğrafyanın üç maymunu oynayan bazı kesimleri, kan gölü içindeki bu ülkelere özgürlük geldi sanıyorlar. Nerede insan hakları, nerede özgürlük, nerede insanlık?

 

Gençler bir ülke için önemli. Onlar gelecek demek, onlar ülkeye sahip çıkacak olanlar demek, onlar umut demek, onlar yarınların emanetçileri demek. Her şeyden önce onların umutlarının körlenmemesi, varsa eğer geleceğe dair endişelerinin yok edilmesi gerekir. Bu manada devlete düşen görevler şudur-budur sıralamasından öte topyekûn, devlet-millet olarak, toplumsal manada ne yapılması gerektiği üzerine düşünmeliyiz. Bizim çocuklarımız, bizim gençlerimiz terörden bu denli olumsuz etkilenmeye başlamışsa, terörle mücadeleyi sadece devlete havale edemeyiz.

 

Sivil toplum anlayışına bakıyorsunuz ülkemizde, yaptıkları en önemli şey siyaset. Ya siyaset için varlar ya da siyasi bir kanadın gölgesindeler. Kurulmuş ve kurulmakta olan sivil toplum örgütlerinin amacına bakıyorsunuz, en önemli davaları bir proje kapmak, bir yerlerden finansa dayalı bir çalışma yürütmek, vs. Oysa sivil toplumun anlamına uygun bir duruş gösterilse, ülkede yanlış-hatalı olan, düzgün olmayan her şey bir adım geri atmak zorunda kalacaktır.

 

Bir de sivil toplumu, sivil iradeyi eleştirmekten öte görünen tabloya bakmalıdır. Sivil toplum ne kadar özgür ya da sivil düşünce konuşabiliyor mu? Tüm dinamikler birbirine bağlı ve sonuç menfaate dayalı ise sorumluluğu bireysel vatandaşlıkta aramak gerekir.

 

Ey millet, ey sivil toplum, ey devlet, gelin hep birlikte gençlerimize sahip çıkalım, onları teröre hedef olmaktan koruyalım. Terörle mücadeleyi sivil toplumuyla, vatandaşıyla, devletiyle, milletiyle birlikte yapmaktır esas olan. Ve gelecek yılları kapsayan stratejilerle.

 

16.03.2016

[email protected]


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık