Bermal MELİK

TİRİDİNE BANDIM, TİRİDİNE BANDIM.


Bermal MELİK
19 Nisan 2012 Perşembe 15:23
Türkiye de "Tiridine bandım" adında bir türkü vardır.
Manda yuva yapmış söğüt dalına
Yavrusunu sinek kapmış göödün mü

Tiridine tiridine bandım
Bedavamı sandın para veeyip aldım...

Genelde bu türkü çıktı mı, bir çoğumuz güleriz... Yav adama bak neler saçmalamış, manda hiç söğüt dalına yuva yapar mı? Hele hele yavrusunu sinek kapabilir mi ?

Ama  bu türkü göründüğü gibi hiç de komik bir türkü değil....Aslında  bir drama hikayesidir...
Biz halk olarak özellikle  zora girdiğimizde dolaylı anlatımı kullanır ve sembol kavramını severiz.. Söylemek istediklerimizi genellikle sembollere bağlarız... O yüzden türküleri dinlerken anlayabilmek için, içindeki sembolleri çözmek gerekir... .Şarkının sözleri oldukça ilginçtir."Manda yuva yapmış söğüt dalına ,yavrusunu sinek kapmış götürmüş..."Kim bu şarkıyı dinlese,bu şarkıda verilen mesajı yeteri kadar anlayamadığı için "saçma sapan sözleri olan bir şarkı" şeklinde  değerlendirir.Ama işin özü öyle değildir.Bu şarkı Osmanlı dönemindeki yöneticilerin saçmalıklarını yeren,eleştiren ,yaşanan akıl almaz uygulamalarla alay eden bir şarkıdır.Hikayesi de şöyledir;halktan her bahaneyle vergi toplayan dönemin Osmanlı beyi tarafından  halk ozanlarının yönetim aleyhine söz söylemesi de yasaklanmıştır. Bu yasağın yanı sıra saz çalıp türkü söyleyen ozana da kendilerine türkü çalması emrivakisi yapılmış,bir kenara da kuru ekmeklerden oluşan yemek konmuştur.İşte bu şarkıyı yapan ozan kendisine  verilene kuru ekmeğe tepki  ve bir bütünen düzeni eleştiren ozanlara yönelik uygulamayı ,sistemin abukluğunu ifade etmiştir.Bu farklı  ve zoraki  bir iletişim şeklidir.
İletişim  karşı tarafa mesaj gönderme faaliyetidir.Söz konusu mesaj karşılıklı çatışmanın içeriğine göre bilgiler içerir.
Mesajı alan taraflar mesajı değerlendirir ve bir anlam yükler.
Bu nedenle iletişim ve çatışma sürecindeki en önemli roller mesajı alanlar ve gönderenlere aittir.
Bu sürecin başarılı olduğunu ifade etmez.
Karşı tarafın mesajı anlamış olması son derece önemlidir.
Mesajın anlaşılması ile ,mesajın kabul edilmesi aynı şey değildir. Türk  tiyatrosunun duayeni olan Erol Günaydın , günümüzde sosyal  ve siyasi hiciv yapılmadığını, "mizah bizde birinciydi ama artık  herkesi mahkemeye veriyorlar" diyerek korktuğunu ifade etmektedir.
Yazarların ,çizerlerin gazetelerden kovulduğu,bir çoğunun cezaevinde olduğu bir dönemde  bir çok yazar bigisayarın klavyesinin tuşlarına basarken bir kez değil birkaç kez düşünmeden yazı yazamaz hale geldi.


Basında sansür ve otosansür  gazetecilerin  günlük yaşamının bir parçası haline gelmiştir.
Otosansür bir kişi yada kurumun kendi kendine sansür uygulamasıdır.Bu sansürden daha azap verir yazara,sanatçıya.Bu acıyı okuyucular bile kelime aralarında hisseder.
Türkiye’de basın özgürlüğünü “kanunlar” ve “beyinler“ arasında sıkışıp kalmıştır.
Sansürün en açık örneği; bugün ülkemizde 100 e yakın gazetecinin düşündükleri, söyledikleri ve yazdıkları nedeniyle haksız, hukuksuz şekilde cezaevinde tutuklu olmasıdır. Gazetecilere yönelik bilinçli bir şekilde korku, sindirme, tehdit senaryoları üretilmekte ve oynanmaktadır. Gazetecilerin sendikal ve sosyal haklar açısından kendini güvencede hissedememesi, işten atılma korkusu, hapis tehdidi gibi nedenlerle basın çalışanlarının birçoğu yazarken artık ‘suya sabuna dokunmama’ kaygısı taşımaya başlamıştır
Basınımızdaki otosansür uygulamaları, bir taraftan iktidara ‘yaranma’ içgüdüsüyle hareket eden bazı basın kuruluşlarının türemesiyle kendini gösterirken, diğer taraftan da gazetecilerin ‘gelecek kaygısı’ ile hareket ederek patron zihniyetiyle düşünmesine, yazmasına zemin hazırlamıştır.  Her ikisi de basın özgürlüğüne zarar vermektedir. Unutulmamalıdır ki kamu görevi yürüten gazetecilerin asli görevi toplumu doğru, tarafsız, objektif olarak bilgilendirmektir. Bu ilkelerden ödün vermek, basın özgürlüğünün geleceği ve Türk basını açısından iyileşmesi imkansız yaralar açacaktır. Bu süreç tehlikeli bir süreçtir.Basın,hükümete ya da net bir tarifi olmayan  "ulusal çıkar" kavramlarına değil kamuya karşı sorumludur ve doğru bilginin yanında saf tutmak zorundadır.Asıl ulusal çıkar,gerçeğin olanca çıplaklığıyla kamunun gözü önüne serilmesindedir.Son kararı ,doğru bilgilendiren kamuoyu verecektir.Medyaya düşen , hükümetin gündelik çıkarlarını kollamak değil,her dönem gerçeğin aydınlatılması için mücadele etmektir. Ve unutulmamalı  ki,basının iktidarlarla içiçe yaşadığı ,sınırları zorlayan teknoloji çağında yapılan "otosansür" açık ve net olarak  yapılan bir sansürdür.,Basın özgürlüğü demokrasinin çıtasıdır,Türkiye ne kadar demokratikse, basın da o kadar hürdür.


Basitçe bir  ayrım yapmak istersek , tabuları yıkacak konuşmalar yaptığımızda cezamızı "toplum" verir, otosansür uygulamadığımızda cezamızı "mahkeme" verir. Her iki durumda da cezalandırılırız yani! Kurtuluş  yok!
O zaman ne yapmalıyız?
Peki ne yapmalıyız?


Susmalıyız. Okumamalı, yazmamalı, şarkı söylememeli, film çekmemeliyiz.
Bence en iyi yol(!)   tiridine bandım türküsünü  yüzyıllar  sonra yeniden söylemektir

Of of
Manda yuva yapmış ,söğüt dalına
Amman amman
Yavrusunu sinek kapmış
Gördün mü amanını yandım

Amanını amanını amanını yandım
Tiridine tiridine bandım
Bedavamı sandın para verdim aldım
Tiridine tiridine tiridine bandım
Of of
Sabahınan erken çifte giderken
Amman amman
Öküzüm torbadan düştü
Gördün mü amanını yandım
Of of



YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık