Mustafa GÜNEŞ

TÜRKİYE VE IŞİD


Mustafa GÜNEŞ
11 Eylül 2014 Perşembe 07:33

 

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının henüz tutuklu olduğu 1972 yılıydı. Devrimci olduğunu söyleyen 2 kişi bir THY uçağını kaçırıp Bulgaristan-Sofia Havaalanına indirmişlerdi. Hatırladığım kadarıyla uçak dolu ve galiba 100’ünüzerinde yolcusu vardı.

O günlerde Yaser Arafat liderliğindeki Filistin Kurtuluş Örgütü’nün  (FKÖ)başlattığı bir uçak kaçırma modası vardı

Uçağı kaçıranlar ,”Ya tutuklu bulunan tüm devrimci arkadaşlarımızı bırakırsınız, ya da uçağı havaya uçururuz!”Diye tehditte bulundular. Türkiye ayağa kalkmıştı. İlk defa başlarına böyle bir olay gelmiş, herkes dehşet ve endişe içinde bekleyişe geçmişti.

Ancak haberin duyulmasının üzerinden daha birkaç dakika geçmemişti ki, parti, sendika, dernek,cins ,ırk ,milliyet ve mezhep farkı gözetmeksizin, “cihet-i askeriye” ve “cihet-i siviliye”de ne kadar devlet ve siyaset adamı varsa, devlet-millet-vatansever korosu halinde hep bir ağızdan ;;

-Devlet teröristlerle pazarlığa girmez!” Dediler.

Yetmedi gene hep bir ağızdan;

O uçak düşmüş de  olabilirdi.Çok direnir, uçağı ve yolcuları serbest bırakmazlarsa ,uçağı düşmüş kabul ederiz.” Mealinde demeçler irad etmeye başladılar.

Tutumları insanlık ve insan hakları adına yüz karası bir durum olsa da Türk Devletinin politikası böyleydi.

Neticede iki genç, Bulgar makamları tarafından ikna edildi ve kimseye bir zarar gelmeden yolcular serbest bırakıldı.

BUGÜN IŞİD VE REHİNELER

Üç aya yakındır Musul Konsolosluğu’nun 49 elemanı IŞİD’in elinde rehin. Yaklaşık bin yıldır bu coğrafyalarda bastığı yerde ot bitmemiş anlı şanlı Türk Devleti, bir tavşan kadar korkak ve sinik bir halde eli kolu bağlanmış vaziyette üç beş IŞİD katilinin oyuncağı durumunda.

Nasıl ki bir boğanın testislerini kıstırdığınız zaman o zincirlerin zapt edemediği boğa hareketsiz kalır ve bir yere kımıldayamazsa; tarihi talan, gazve ve fetihlerle dolu bin yıllık Türk Devleti de birkaç IŞİD çetecisinin elinde testisleri kıstırılmış boğa gibi kıs kıvrak bağlanmış burumda.

YA 2. OSMANCIK?

Peki, partilileri, yandaşları ve fanatikleri tarafından İkinci Osmancık olarak kutsanıp cübbe giydirilen, kendisinde Mehdi işaretleri bulunduğu söylenen, Allah’ın izniyle bütün Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya’yı kapsayacak olan ve Enver Paşa’nın Turan Hayali ile Yeni Osmanlı İmparatorluğunu birleştirecek Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ne dersiniz?

On milyonlarca kilometre karelik bir coğrafyayı fethedip birleştirecek ve “İkinci Osmanlı Şahlanışı”nı yapacak kahramanımız, hepi topu birkaç yüz kişilik IŞİD militanın tehdidi karşısında sus pus pısırık oturmuş, onlardan gelecek emir ve direktifleri bekliyor.

Çünkü ellerinde TC vatandaşları varmış ve onların hayatları için akıllı siyaset yürütmek zorundaymışlar.

Hadi diyelim ki vazgeçtik Kürt, Süryani, Êzidi veya diğer Türlük dışı kitlelerden... "Nasılsa onlar Türk soydaşı değil,bizi ilgilendirmez",de diyebilirsiniz. Başlangıçtaki IŞİD desteğinin de Rojava’nın tasfiyesi için olduğu bilinen bir olgu... Ama vak’anın geldiği boyutun Rojava’dan çok öte olduğu da artık anlaşılmış olmalı.

Katledilen binlerce ırkdaşı ve soydaşı Türkmen’e  de bir cevabı,bir açıklaması  olmalı bu devletin.

Şayet Güney Kürdistan’a sığınmasalardı Şii Türkmenlerin tamamı katledilecekti.

Bütün bunları sırf IŞİD’in elindeki 49 yurttaşımızın hayatı için sineye çektiğini kabul edelim.

O zaman siz IŞİD olsanız, o ki karşınızdakinin bu açığını yakalamış, onu kıs kıvrak bağlamış ve rehineleri serbest bıraktığınızda bunun öfke ve acısının mutlaka sizden çıkarılacağını bilseniz hiç bırakır mısınız?

Bu suskunluk ve pasiflik kimi akıllara “acaba bir anlaşma mı var?” sorusunu getirmez mi?

Doğrusunu isterseniz toplumda böyle düşünenlerin sayısı öbür türlü düşünenlerin sayısından fazladır.

Bir devletin kendi vatandaşının hayatını korumak için bir takım tedbirleri alması doğaldır. Bunun için biraz pasif ve mutedil davranması da doğaldır.

Ama bunlar o devletin tamamen eli kolu bağlı kalmasını ve hiçbir kural tanımayan birilerinin otur-kalk talimatıyla hareket etmesini de gerektirmez.

Devlet olmanın sayısız imkân ve alternatifleri vardır.

Tek noktaya kilitlenir kalırsanız ne kadar zengin ve güçlü olursanız olun, size devlet demezler; tersine aşiret muamelesi görürsünüz.

-“Hele bekleyin biz de boş durmuyoruz.” Diyebilirsiniz. Elbette boş oturduğunuzu düşünmüyoruz. Ama çok ağır davranıyorsunuz. Diğer yandan 1972’deki Türkiye gibi davranmanızı da istemeyiz. Ama biraz daha aktif olmanız gerektiği de açık.

Belki bu gidişle de bir sonuca vardırırsınız. Ama korkarım sonucu Arapların o ünlü sözü gibi olur.

“Ba’del  harab el Basra!”(*)

Sonuç olarak ortalığın kan ve dehşetle toz duman içinde kaldığı bu coğrafyada bu kadar köklü, eski, büyük ve güçlü olduğunu iddia eden bir ülkenin tribünlerdeki “centilmen seyirci” olarak kalmasının tarihe bir açıklaması olamaz.

 

(*) Basra yıkıldıktan sonra…

 

11.9.2014

Mustafa Güneş/URFA

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık