Ercan AKKAR

ÜSLUP SERTLEŞİYOR, ‘NETEKİM’


Ercan AKKAR
11 Mayıs 2015 Pazartesi 20:30

Genel seçime doğru geri sayım başladı, liderler il il gezerek meydanlarda seçmene vaatlerini sıralıyor, adaylar ise mahalle mahalle gezerek, seçmenin ayağına gidip oy istiyor. Yani günler azaldıkça meydanlar ısınıyor, vaatler havada uçuşuyor, siyasi üslup daha da sertleşiyor.

Bu genel seçim hiç kuşkusuz ki, ‘bir rejim değişikliği seçimi’ olacak. 13 yıldan bu yana iktidarda olan AK Parti, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ‘başkan’ yapabilmek için devletin tüm imkanlarını  arkasına alarak var gücüyle çalışıyor.

Yasalara göre tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, ‘tarafsız’ olduğunu iddia ederek, il il meydan meydan gezerek toplu açılış adı altında devletin imkanlarıyla miting yapıyor, muhtarlardan, en küçük sivil toplum kuruluşuna kadar çeşitli törenlerine katılarak, vermek istediği mesajları veriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘tarafsızım’ diyor, arkasından ‘gönlümde bir parti var’ devamında  ise, ‘önce 400 milletvekili, sonra 330 milletvekili isteyerek’, muhalefetteki 3 siyasi parti liderine demediğini bırakmayarak güya tarafsızlığını tescil ettiriyor.

Bu seçimde; AK Parti’nin de, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun da geleceğini Halkların Demokratik Partisi (HDP) belirleyecek.

Kürt siyasi geleneğinin temsilcisi olan HDP, seçime parti olarak giriyor ve hemen hemen yapılan tüm anketlerde barajı geçeceği öngörülüyor. İşte bu durum AK Parti’nin tüm seçim stratejisini HDP’yi barajın altında bırakmaya yönelik geliştirmesine neden oluyor.

Bu güne kadar Kürt siyasal hareketi ve bileşenlerine ‘sıkıyorsa seçime parti olarak girin’ mealinde çıkışta bulunanlar, şimdi ise ‘neden seçime parti olarak giriyorsun. Bağımsız olarak gir, 35 milletvekili neyine yetmiyor’ diye biliyor. Hatta daha da ileriye giderek, HDP’yi; ‘PKK’nin silahlı gücünü arkasına alarak, tehditle oy topladığını’ iddia edebiliyorlar.

Seçmen artık bunlara pek itibar etmiyor. Çünkü ülkenin batısında böyle kritik süreçlerde ortaya çıkan eli silahlı ve sopalı kişiler, polis ve bürokratların gözü önünde, hatta bazı yerlerde desteğiyle HDP bürolarına saldırıyor, seçim çalışmaları engelleniyor. Tabi ki, tüm bunlarda siyasilerin verdiği mesajlarda büyük önem arz ediyor. İşte size birkaç örnek:

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, Esad rejimine benzettiği ve ‘Kürt Baas'ı’ diye nitelediği HDP'yi paralel yapı ile irtibatlı olmakla suçluyor.

Bir dönem Tansu Çiller’in eski gözdesi, Mehmet Ağar'ın halefi ve şimdiki AK Parti teşkilat Başkanı Süleyman Soylu,  AK Parti teşkilatlarının bölgede tehdit edildiğini öne sürerek, 'Sana söylüyorum Demirtaş, buradan Türkiye'ye ilan ediyorum, orayı kafana yıkarız senin' diyor.

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, 'Arkasında terör örgütü olan, silah olan bir siyasi anlayışın barajı aşması sıkıntı doğurur. HDP barajı aşmazsa iyi olur, süper olur' diyerek, Dolmabahçe’deki anlaşmayı unutuyor.

Anayasa Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Burhan Kuzu, ‘CHP, paralel, küresel, yamuk, değişik kesimler, komünistler, faşistler, ateistler yani nerede bir döküntü varsa hepsi bir araya gelip HDP’ye oy vermek istiyor’ diyerek halkın iradesine saygı göstermiyor.

Eski Adalet  Bakanı ve AK Parti Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ, HDP'nin parti olarak seçime girmesinin uluslararası proje olduğunu, AK Parti iktidarının önünün kesilmek istendiğini ileri süre biliyor.

Ne diyelim ki, 98 yaşında ölen 12 Eylül Darbesi’ni yapan Kenan Evreni yargıladığını söyleyenler, her nedense O’nun Anayasası’ndaki tüm nimetlerden sonuna kadar yararlanıyorlar ‘NETEKİM’.

‘ANNELER GÜNܒNDE ÖLDÜ

12 Eylül 1980 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nın gerçekleştirdiği darbenin mimarı Kenan Evren, çok ağlattığı Annelerin 'Günü’nde öldü. Darbenin, siyasi hayattan ne götürüp ne getirdiği, aradan geçen 35 yıla rağmen acıların hala taze olduğunu ve de en önemlisi ülkenin hala Kenan Evren Anayasası ile yönetildiğini görmek ne kadar üzücü değil mi?.

Aslında çok şey yazmaya gerek yok. Sadece darbenin resmi bilinen bilançosuna bakmak yeterli:

‘650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 bin kişi için idam cezası istendi, 517 kişiye idam cezası verildi, haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1’i ASALA militanı.),  idamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi, 71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı, 98 bin 404 kişi ‘örgüt üyesi olmak’ suçundan yargılandı, 388 bin kişiye pasaport verilmedi, 30 bin kişi ‘sakıncalı’ olduğu için işten atıldı, 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi ‘siyasi mülteci’ olarak yurtdışına gitti, 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü, 171 kişinin ‘işkenceden öldüğü’ belgelendi, 937 film ‘sakıncalı’ bulunduğu için yasaklandı, 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu, 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hakimin işine son verildi, 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi, Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi, 31 gazeteci cezaevine girdi, 300 gazeteci saldırıya uğradı, 3 gazeteci silahla öldürüldü, gazeteler 300 gün yayın yapamadı, 13 büyük gazete için 303 dava açıldı, 39 ton gazete ve dergi imha edildi, cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi, 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü, 14 kişi açlık grevinde öldü, 16 kişi ‘kaçarken’ vuruldu, 95 kişi ‘çatışmada’ öldü, 73 kişiye ‘doğal ölüm raporu’ verildi,  43 kişinin ‘intihar ettiği’ bildirildi.’

Sevgiyle kalın.


YORUMLAR
  • yorum2015-05-12 21:19:38Ahmet Dereli

    Ercan bey, öncelikle kaleminize sağlık. Bu kadar örnek vermişsiniz. Hepside doğru ve AKP'li yöneticilerin söyledikleri. Bu örneklere bakarak, şimdi kim sert, tehdit ediyor.

Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star