Usta


16 Haziran 2011 Perşembe 20:30
Başbakan Recep Tayyip ErdoğanEdirne mitinginde yaptığı konuşmada:
"Edirne ustaların şehri. İnşallah biz de ustalık döneminde tıpkı Sinan gibi büyük eserlere imza atacağız. "
“Yeni Anayasa”’ ya da değinen Erdoğan,
"12 Haziran'da inşallah “Yeni Anayasa” için bir milat olacak.
Bu ülke işte bu benim anayasam demeye var mı? Daha basit bir Anayasa, halkın diliyle yazılmış bir Anayasa, şu anda bu yapılıyor.
Milli geliri 2 trilyon dolara ulaştıracak bir ülkeyi hep birlikte inşa edeceğiz.”
“74 milyon İnsanımız bizim için birdir.
Bütün unsurlarıyla yaratılanı Yaradan’dan ötürü severiz.
Alevi’si, Doğulusu, Batılısı, Romanı bizim için eşittir.
Hepsi bizim öz ve öz kardeşimizdir.
Biz bu millete efendi değil hizmetkâr olmaya geldik.
Bu millet efendilik yapanlardan çok çekti.
Milleti aşağılayanlardan çok çekti.
Elitlerin, seçkincilerin partisi değiliz.
Birileri gibi çetelerin partisi, onlara kol kanat gerenlerin partisi değiliz.”
Demişti.
Şimdi bir öykümüz var
Yaşlı kadın, bir antika dükkânından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi.
Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu.
Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı. Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti.
Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;
"Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim.

Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi
Kadın şimdi hayret içindeydi.

Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!
Kekeleyerek: "Nasıl? Anlayamadım?" diyebildi yaşlı kadın.
"Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi.

Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu.
Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:
"Yeter! Lütfen dur artık!" diye bağırmak zorunda kaldım.
Ama usta sadece gülümsedi ve;

"Daha değil!" diye cevapladı beni.
"Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu.

Burada döndüm, döndüm, döndüm.
Döndükçe başım da döndü.
Sonunda yine haykırdım:
"Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!"
Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:
"Henüz değil!"
"Derken beni aldı ve fırına koydu.

Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı.
Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum.
Fırın gitgide ısınıyordu.
Aklımdan şöyle geçiyordu: “Beni yakarak öldürecek"
Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:
"Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!"
"Pencereden onun yüzünü görebiliyordum.

Hala gülümsüyor ve "Daha değil!" diyordu.
"Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı.

Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum.
Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.
"Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı.

Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.
"Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!" dedim.

Onun cevabı ise aynıydı: "Henüz değil!"
"Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı.

Korkudan ölecektim.
"Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!" diye bağırdım.
Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı.

Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı.
"Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!" diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine "Daha Değil!" diyordu.
Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.
"Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı.

Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum.
Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:
"Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?"
Ona "Evet" dedim.
Bir ayna getirip önüme koydu.

Gördüğüme inanamıyordum.
Aynaya tekrar tekrar baktım
Ve "Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım."
"Evet, bu sensin!" dedi usta.

Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.
Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.
Döner tezgâhın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.
Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.
Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.
Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.
Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde."
Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:
"Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!
Bana zarar vereceğini düşündüm.
Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.
Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.
Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim… Teşekkür ederim."


Kıssadan Hisse
Usta Fincanını, Yaratıcı İnsanı Şekillendirir.
Yeter ki Acıdaki Hikmeti Görelim.
Kahrın da Hoş, Lütfun da Hoş Demeyi Bir Öğrenebilsek…

Yunanistan ve Avrupa’daki diğer bazı ülkelerdeki “Ekonomik”,
Arap Ülkelerindeki “Özgürlük” sorunlarının benzerine muhatap olmamak için tedbirler alınmalıdır tez elden.
Unutmayalım ki “Bu Gün Bana Yarın Sana”.
Ülkemizde sorunlarımız vardır; bunlar el birliği ile birlikte ve
“Aynı Gemide Olduğumuz” bilinci ile çözülebilecektir.
Sorunlar her zaman olacaktır da.
Artık Sayın Başbakan’dan “Bir Usta” gibi davranmasını beklemek ve sözlerinin ardında durmasını görmek istiyoruz.

Saygılarımla

İbrahim Halil Okuyan
İnşaat Yüksek Mühendisi
16.Haziran.2011 İstanbul

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star