Mehmet FARAÇ

Yağmur bekleyen kadınlar!..


Mehmet FARAÇ
19 Aralık 2011 Pazartesi 01:17
İnat etmişti yağmur sanki, “Yağmayacağım” diye!.. Yağsaydı keşke... Yağsaydı da puslu bir havada pusuya yatmış bir ölümün o acımasız ilk kıvılcımını söndürebilseydi!..
21 yaşındaki bir genç kız, sonsuzluğun son voltalarını atmıştı o sabah!..
Depoya inmiş, elindeki bidona gaz doldurup avlunun tam ortasına gelmişti... Soğuk havada kaskatı kesilen bedeninde küçük buz tanelerine dönüşen ter damlaları, canından kopup toprakta yuvarlanmıştı!..
Şöyle bir baktı çevresine... Kurumuş bir dala konmuş küçük garip serçeyi ve küflenmiş bir ekmeğe dişlerini geçiren köpek yavrusunu izledi bir süre...
Karıncalar ise terliğe gizlenmiş ayakların dibinde, toprağın kara bağrında sıcak mağaralar arıyorlardı...
Onun dışındaki her canlı yaşam peşindeydi o an...
O ise “Keşke ben de kaçacak yer bulabilseydim” diye mırıldandı!.. Ya uğruna yıllarca beklenilen yârin sıcacık kollarına ya da iki gönül bir olunca, seyran olacak samanlığa!..
Oysa o, hiçbir yere gidemiyordu... Çaresiz, bezgin ve kimsesizdi kaderinin çevresine örülen mayın tarlasında!..
Emine...
Beyaz entarisinin üzerinde üzüm deseni, gülkurusu eşarbında derin bir hüzün taşıyan Emine... Kırmızı tokasının ortasında bağrından vurulmuş bir kalp resmi bulunan Emine!..
Törenin kör feneri!..
 
Rüzgar söndürür müydü acaba birazdan yakacağı ateşi?.. Ya da şu bir türlü gelmeyen yağmur bir sürpriz yapar mıydı meşaleye dönüşecek bedeninin üzerine?..
Daha fazla düşünemedi... Gaz bidonunu başının üzerine getirip dökmeye başladı... Kapkara gözlerindeki Halep sürmesi gazyağıyla buluştuğunda, petrolü andıran simsiyah damlalar süzüldü çalılaşmış kirpiklerinden!..
Sırılsıklamdı artık... Kenarda duran kibrit kutusuna uzandı... Kınalı parmaklarıyla bir çöpü aldı ve yaşamının son ateşini yaktı baruta bulanmış karton üstünden!..
Kibrit ateş aldı ya; bir meşale tutuştu sanki karanlık bir girdapta!.. Ve o an, çığlık denilen derin haykırış, bir yanardağın patlayışı gibi acımtırak şivanlara dönüştü!..
Ölümün karanlık tünelinde, törenin kör fenerini yaktı ya bir defa!.. Yürümek lazımdı artık kara toprağa!..
Bir narin beden, ateşten bir gül gibi, yaşamın tutunabilinecek son dalında sallandı ve sonra yangınlardan geçmiş sedirler gibi kararmaya başladı...
Kınalı elleri kumpasa girmiş güvercinler gibi havada çaresiz taklalar attı, örülmüş saçlarından ateşler düştü yerlere...
Kerkük’teki kuru toprak!..
 
Emine bir ateş topuydu artık taş zeminli avluda!.. Çığlığı duyulduğunda, kimse inanamadı onun ezik tenini ateşe verdiğine... Sanki dediler; gökten bir meteor düşmüştü de o garip eve!.. Ve yanıyordu pervasızca!..
Canından alevlenen ateş çevreyi ısıttığında ve yürek yakan bir insan kokusu Kerkük’ün semalarına yükseldiğinde...
Önce küçük köpek yavrusu, sonra da sararmış yapraklar içinde yaşam arayan küçük serçe kaçtı oradan... Karıncalar ise tıpkı onun gibi kalakaldılar alev kapanının altında çaresizce...
Gök gürültüsü en bariton sesiyle çınlatsa da ortalığı, çakan şimşeklerin ortasında cılız bir imdada dönüşse de Emine’nin çığlığı; o gün mazlumlara mezar arayan Kerkük’te, toprak hiç ama hiç ıslanmadı!..
Emine’nin bağrındaki sevda ateşini ölüm söndürdü!.. Ya bedenindeki yangını?.. Yağmur yağmadı ya, o sönmedi işte!..
Emine, 10 Şubat 2009 günü, Irak’ın Kerkük kentine bağlı Tuzhurmato beldesinde bedenini ateşe vererek intihar etmişti!.. Oysa bekleseydi ya birkaç gün... Sevgililer Günü’ne 4 gün kalmıştı ya!..
Beklemedi... Haklıydı çünkü!.. Ne anlamı vardı 14 Şubat’ın, platonik sevdalar çekenler için?..
Bir sevdiği olmasına karşın babası tarafından görücü usulüyle evlendirilmek istenen Kerküklü Emine H., yüzlerce hemcinsi gibi töresel kültürü aşamamıştı... Çaresiz kalınca da kendini yakmayı tercih etmişti!..
Onların anısına!..
 
Tuzhurmato’nun Eskeri Mahallesi’nde yaşanmıştı bu dram...
Siz siz olun; ola ki yolunuz Kerkük’e düşerse, sakın ola gördüğünüz her ateşi petrol kuyularından yükselen alevler sanmayın!..
Muhtemeldir ki töreden ve erkek egemen şiddetten kaçan bir kadın da yanıyordur oralarda!..
Ben; geçen hafta Süleymaniye’den Erbil’e giderken, tam Kerkük’e geldiğimde...
Ve yanan petrol kuyularını gördüğümde, Emine’nin alevler içinde töreye karşı bir isyan bayrağına dönüştürdüğü o tarifsiz ve mazlum bedeni geldi gözlerimin önüne!..
Kuyulardan yayılan kesif koku aracımızın içerisine dolduğunda... Burnumun direğini petrol yanıkları değil, Emine’nin dramı sızlattı!..
İşte o yüzden yazdım!.. Bilin diye!..
OKURLARA NOT: Salı günü bu köşede “Kalkışma, katliam, Kuzey Irak” başlıklı bir yazı vardı. O yazıda 1991-2007 yılları arasında; Süleymaniye, Erbil ve Duhok bölgelerinde, bedenini ateşe vererek yaşamını sona erdiren 12-22 yaşları arasındaki 2 bin 664 kadından söz etmiştim!.. Bu arada Kuzey Irak’taki “Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Kurulu”nun, bölgede son 3 yılda bin 12 kadının töre baskıları ve şiddet nedeniyle kendisini yaktığına ilişkin raporunu da aktarmıştım... İşte bölgeye yaptığım gezinin ardından, 27 Ekim 2009’da yayımladığım bu öykü, o kadınların anısına yeniden bu köşede yer aldı.

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star