Mustafa GÜNEŞ

YALAN HAKKINDA


Mustafa GÜNEŞ
8 Ekim 2012 Pazartesi 08:28

 

Yalan, insanoğlunun tarih boyunca uğraştığı en temel sosyal problemdir. İnsanlığın sosyalleşme evriminde ortaya çıkan her türlü din, ahlak, gelenek ve hukuk gibi kurumların mücadele ettiği en temel problem “yalan”dır.

Dünyanın değişik coğrafyalarında birbirinden habersiz şekillenen her toplum, kendince oluşturduğu inanç ve davranış kurallarının temelinde  “yalan”la mücadele temel konudur.

Yani yalanı lanetleyip reddetmeyen hiçbir sosyal kurum ve inanç yoktur ve hepsinde de değişik cezalar öngörülmüştür.

Peki, ama insanlar niye yalan söyler ve hangi şartlarda ne tür yalanlar söylerler?

Her konuda olduğu gibi gene, haddimiz içinde ve “deneme” mahiyetinde irdelemek istedik.

İmkânlarım ölçüsünde karıştırdığım çeşitli psikoloji kitaplarından çıkardığıma göre yalanı 3 grupta toplamak mümkün:

  1. Patolojik yalan
  2. Savunma veya baskı yalanları
  3. Gerçek ya da iradi yalan.

PATOLOJİK YALAN:

Bu yalan türüne çok sık rastlanmaz. Bu yalanı “özel kişilikli” kimi insanlar söyler. Daha doğrusu “özel kişiliksiz” insanlar… Bu tipler “eksik kişilik”veya büyük kişilik sorunları olan insanlardır. Hemen hepsi zararsız ve psikolojik problemlidir.

Bu tiplerin söylediği yalan, tıpkı bazı hayvanların bir tehlike sezinlediği zaman kabarıp şişinerek kendilerini olduğundan büyük gösterip karşısındakini korkutarak caydırmaya çalışması gibidir.

Çoğu memleketlerde,(özellikle Urfa’da) bunlara “kırk yalan” derler. Mesela bunlardan biri sizinle karşılaştığında, daha hal-hatır sormanıza fırsat olmadan, asık bir surat ve kızgın bir tavırla;

” Allah kahretsin! Yahu kardaş, dün akşama doğru yağdan kıl çeker gibi bir banka soydum. Çıktım, eve gidiyorum. Tam eve yaklaşmışken sarhoş bir sürücü bana çarptı, çanta elimden fırladı ve paralar ortaya saçıldı. Millet uçuşan paraları kapışırken mecburen kalabalığa karışarak sıvıştım. Tam milyoner olmuşken, bir şanssızlık yüzünden bütün çabam boşa gitti.”

Aslında anlattıklarının tamamı düzmecedir. Ama bu yalanın kimseye bir zararı da yoktur. Ne kimseden bir menfaat sızdırma amacı var, ne de bir art niyeti… Yapmaya çalıştığı tek şey, biraz ilginizi çekip zayıf kişiliğini görmenize engel olmak… Sonucun tam tersi olduğunu fark etmezler bile.

Bu tipler derinden psikolojik hasta kişiliklerdir. Pek çoğunun akıbeti “şizofreni”dir. Din, ahlak, töre veya hukuk tarafından suçlanacak bir durumları yoktur.

Hatta bunlardan bazıları uydurdukları bu tür “sürrealist tatlı yalanlarla” meclislerin aranan kişileri olarak ün salarlar.

SAVUNMA VEYA BASKI YALANLARI

Bu yalan türüne halk arasında “beyaz yalan” da denir. Bu yalan türünün de kimseye bir zararı yoktur. Toplumda yaşayan istisnasız her insan bu yalanlara başvurmuştur. Bu yalan olmadan hiç kimse toplumla beraber yaşayamaz, dışlanır, toplum dışı kalır.

Kullanılma alanı sonsuzdur.

Kırmaktan çekindiğiniz birileri (hatta toplum) sizden bir işi yapmanızı veya bir şeylerden vazgeçmenizi ister; siz de yapmak istemiyorsanız, bu yalana başvurmaktan başka çareniz yoktur. Aksi takdirde, onları karşınıza alıp küstürmek zorundasınız.

Mesela sevmediğiniz biri sizi düğününe çağırdı veya merhabalaştığınız ama beraber olmaktan hoşlanmadığınız bir tanıdık sizi akşam yemeğine davet etti; siz de gitmek istemiyorsunuz.

O insanlara;

-“Ben sizden hoşlanmıyorum arkadaşlar, onun için gelmeyeceğim”,diyemezsiniz. Çünkü böyle söylediğiniz takdirde sonuçlarının sizin için iyi olmayacağını çok iyi bilirsiniz.

Mecburen bir savunma yalanı uydurmak zorunda kalırsınız.

“Hastayım,” dersiniz.”Almanya’dan amcam gelmiş” veya “aksilik işte, bu gece komşumuzun mevlidi var,” gibi gerekçelerle hem karşı tarafı kırıp düşman ettirmez, hem de hoşlanmadığınız bir külfetten sıyırmış olursunuz.

Eminim bu örnekten çoğunuzun aklına söylediğiniz bazı “savunma yalanları” gelmiştir. Bu yalanlar “dinen” de bağışlanmış yalanlardır.

Bir kötülüğü, bir şerri savuşturmak veya bir barışı sağlamak, iyilikte ara bulmak için söyleyeceğiniz yalanın “ haram” olmadığına dair fetva ve hadisler vardır.

Aslında günlük hayatta bu hadislerin sık sık tekrarlandığını görmemiz, bu yalana çok sık başvurulduğunun ispatıdır.

Hatta bu yalan türünde  insanlar bir birilerine  destek  alış verişinde bulunmakta bir sakınca bile  görmezler.Klasik kaşı sırtımı,kaşıyayım sırtını vaziyeti.

Ayrıca bu yalana başvurmayan kişi, toplumca normal biri de sayılmaz. Her şeyi düzü düzüne söyleyen kişiye toplumda “deli”  veya ”Doğrucu Davut” denir.

Hoca’nın ”İpe un serdim” fıkrası da bu yalanın hoş ve abartılmış bir örneğidir.

Bunlara “dolaylı sosyal baskı yalanları” da denebilir.

Aslında  “Mahalle Baskısı” sonucu insanların yapmak istemeyip yapmak zorunda kaldığı hareketler de da bu yalan sınıfına girer.

Bir de “Doğrudan Baskı Yalanları” var ki, o da genellikle büyüklerin çocuklar üzerinde yarattığı korkudan dolayı çocukların başvurduğu yalan türüdür. Dersinde başarılı olamayan çocuğun ders notlarıyla oynaması, bulaştığı bir kavgada ağzı burnu yaralanan çocuğun, bir de evde azar yemek korkusuyla ailesine “düştüm” demesi gibi bir yalan uydurması, gibi.

Baskı yalanının en kötü yanı, çocuğun kişiliğini çürütmesi, ilerideki gerçek hayatında zorluk karşısında dirençsiz bir kişilik geliştirmesine yol açmasıdır.

Fakat öyle veya böyle hepimiz büyüklerin anlayışsız tutumları karşısında bu yalanlara başvurmuşuzdur.

Ancak hiç baskısız ve bu yalan türünden habersiz büyümüş bir çocuğun, gerçek hayatta savunma yalanlarını beceremeyip toplum dışı kalma sakıncası da vardır.

ÇIKAR AMAÇLI (İRADİ) YALAN

İşte dinlerin, toplumun, ahlak ve hukuk sisteminin lanetlediği, yasakladığı ve cezalandırdığı gerçek anlamdaki yalan budur.

Bu yalan türünde kişi ne psikolojik problemleri olan, yetersiz ve patolojik yapıda biridir; ne de bir savunma ihtiyacı veya baskı olgusu karşısındadır.

Kişi bu yalanı, sırf bir takım çıkarlar elde etmek, birilerinin saflığından faydalanmak, sosyal bir pozisyon, bir statü elde etmek amacıyla; bilinçli, iradi ve hukuksal deyimle, planlayarak, bilerek ve isteyerek söyler.

Bu öyle iğrenç bir yalan türüdür ki, onu söyleyip “sonuç almış kişiler” hangi amaçla söylemişlerse o amacın doğrultusunda önemli yerlere gelir, muazzam kişisel doyum sağlarlar. İtibar, mülkiyet veya politik pozisyonlarda tepe noktalara gelirler.

Çoğu çok akıllı tiplerdir. Çok kurnazdırlar, amaçlarına ulaşmak için hiçbir ahlaki değere önem vermezler. Genel olarak siyasal terminolojide bunlara “Makyavelist” denir.

“Amaca ulaşmak için her türlü araç mubahtır,” prensibi bunların amentüsüdür.

Bu tipler yoğun egoya sahip, merhametsiz ve hiçbir ahlak kuralı tanımazlar. Tek noktaya yoğunlaşmışlardır: Amacını gerçekleştirmek. Aziz Nesin bunların en kusursuz tipolojisini yüksek mizahi kabiliyetiyle  “Zübük” kitabında vermiştir. Bulup okursanız ne demek istediğimi anlarsınız.

Politikacı yalanları bu yalan türünün en tepe noktasıdır.

Ayrıca bir toplumun temizliği ve kokuşmuşluğunun en iyi göstergesini bu tiplerin toplumdaki oranları belirler. Asıl korkulan, bunların sayısının hem giderek artması, hem de sanıldığından çok daha fazla oluşudur

(Bu arada, tarihte meramı dışında değerlendirilmiş iki düşünür için çok üzülürüm. Biri Makyavel, biri de Nitzche’ dir. Belki bir gün ikisini de yazmak kısmet olur)

ABARTICILAR

Bir de bunların dışında yalan sınıfına girmeyen, fakat toplumun “yalancı” olarak nitelediği “abartıcılar” vardır. Bunların anlattığı konun aslı gerçektir. Ancak dikkatinizi anlattığı konunun üzerine çekmek, heyecanlandırmak veya bizi şaşırtmak için olayı abartarak aktarırlar. Mesela gördüğü normal boyuttaki bir yılanı;

-Yahu kardaş geçen gün bir yılan gördüm, Allah seni inandırsın, en az üç metre Vardı. Hele yoğunluğu, başın hakkı için, soba borusundan geçmezdi, gibi. Bu tip anlatımlarla hemen her gün karşılaşırız. Anlattığı yalan değildir. Gerçekten de bir yılan gömüştür. Ama abartı ayrıntısının farkında olmayan kimseler onları yalancı biri olarak değerlendirir. Onların da kimseye bir zararları yoktur. Patalojik değiller ama ona yakındırlar.

Ünlü “avcı yalanları” da "abartalma"  ile "patolojik yalan"  arasında  gidip gelen yalanlardandır.

SAVUNMA YALANCILARINA BİR HATIRLATMA

Öteki tür yalancılar için yapacak bir şey yok; çünkü her iki türün de tedavisi mümkün değil. Biri zihinsel hastadır, diğeri ise egoist ve çıkarcı karakterle doğmuştur, değiştiremezsiniz.

Fakat “savunma (beyaz) yalanı” söylemek zorunda bıraktırılmış olanlara bir hatırlatmayla bitirelim.

Hafızanıza güvendiğiniz kadar yalan söyleyin.

Eğer zayıf hafızalı iseniz, her an yakalanabilirsiniz. Gün gelir bir yerde, bir nedenle birisine söylediğiniz bir savunma yalanının aynısını tekrar hatırlayıp söylemek zorunda kalabilirsiniz. Unutmayın ki o yalanı söylediğiniz kişi, onu gerçek bir olay olarak hafızasına kaydetmiştir.

Sonra yakalanıp, zor duruma düşmek tehlikesi var.

 

5.Ekim.2012

Mustafa Güneş/URFA


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star