Mustafa GÜNEŞ

YENİ ANAYASA OLMAYACAKTIR


Mustafa GÜNEŞ
5 Kasım 2012 Pazartesi 12:50

Bu ülkenin “Anayasa” macerasına kısaca göz atan biri, bu toplumun ve onun irade yansıması gibi gözüken hiçbir parlamentonun,  kendi iradesi ile yeni bir Anayasa yapamayacağını anlar.

ANAYASALAR

İlk Anayasa macerası, Abdülhamit’in tahta çıkışı sırasında Mithat Paşa ve ekibine verdiği söz üzerine, 1876 ‘da “Kanun-i Esasi” adıyla ilan edilmesi üzerine başlar.

Ancak bir dayatma ile yayınlandığı için, çok sürmeden Osmanlı-Rus savaşını bahane edilerek Padişah tarafından askıya alındı.

1908 ‘de İkinci Meşrutiyet adıyla gerçekleştirilen İttihatçı darbesiyle ile tekrar yürürlüğe konuldu.

Sözde “Hürriyet”çi değişikliklerin, pratikte bırakın toplumsal özgürlüklere bir katkısını,  tersine “İttihatçı diktatorya” yı pekiştirmekten öteye bir anlamı olmadı.

Bundan sonraki Anayasa,1921’de M. Kemal ve ekibinin savaşın kazanılması için gerekli dengeleri gözetme endişesiyle hazırlandı. Bu gün bazı aydınların kaçırılan en büyük demokratik Anayasa balığı olarak gördüğü bu Anayasa, aslında M. Kemal ve ekibinin istedikleri gibi davranmak amacıyla hazırlanmış bir Anayasa idi.

Zaten “savaş vaziyeti” süresince Meclisin tüm yetkileri M.Kemal’e devredildiği için, şekli bir Anayasa olmaktan gayrı bir hükmü de yoktu.

Arkasından Lozan’dan sonra, gene M.Kemal ve ekibinin atayıp seçtirdiği Meclis’e onaylattırdığı ünlü 1924 Anayasası var.

En analı babalı faşist Anayasa oydu ve hiç kesintisiz sulbünü (genlerini) ondan sonraki bütün Anayasalara veraseten geçirmeyi sürdürmüştür.

1960 darbesine kadar yürürlükte kalan bu Anayasa’dan sonra, “Milli Birlik Komitesi”nin ülkenin en ünlü “Kemalist Hukukçularına”  yazdırıp sözde bir referandumla onaylatılan 1961 Anayasası yayınlanmıştır.

Ülkenin ünlü aydınlarınca dünyanın en demokratik Anayasası olarak sevinç çığlıkları ile karşılanan bu Anayasanın, sola, sosyalizme ve etnik kimliklere kapalı olması nedense onları çok rahatsız etmemişti.

Buna rağmen çok sürmeden, gene askerlerce atanan bir Anayasa Hukukçusu tarafından 1971’de büyük bir faşist tırpan yemekten kurtulamamıştı.

Bu da yetmemiş, 1980 darbesiyle darbeciler tarafından ülkeye “bol” gelmekle suçlanıp yürürlükten kaldırıldı ve yerine bu güne kadar yürürlükte olan 1982 Anayasası ilan edildi.

Gördüğünüz gibi hiç bir Anayasa’da millet iradesi yok.

82 ANAYASASI: KÖRÜN İSTEDİĞİ BİR GÖZ…

Neden yeni bir Anayasa yapılmayacağını anlamak için bu Anayasayı biraz irdelemek gerekiyor.

82 Anayasası öyle bir Anayasadır ki, ne kadar demokrat olursa olsun, ondan üstün bir güç müdahale etmediği sürece hiç bir hükümet kendi iradesi ile ondan vazgeçemez.

Devlet organlarına öyle yetkiler verilmiştir ki; adeta Cumhurbaşkanı “Padişah”,Başbakan “Sadrazam” ve diğer bütün idari ve yargısal bürokratların da her biri birer “vezir” yetkisine sahiptir.

Tam “körün istediği bir göz…” Öyle ki Parlamentoda iyi bir çoğunluk ele geçirmiş her Başbakan,  bir diktatör gibi davranabilir. Hatta isterse diktatörlüğünü ilan bile edebilir. Eğer bu gün Başbakan bunu yapmıyorsa, iç dinamiklerden değil, dış dengelerden ve imzaladığı sözleşmelerden çekindiği içindir.

Hem zaten fiilen bir diktatör gibi davrandığı için adını koyması da şart değil.

30 yıldır yürürlükte olan ve hükümetler açısından bu “yeme de yanında yat” Anayasa, ülkedeki topu topu 6–-7 milyon Kürt, demokrat ve sosyalist dışında kimseyi rahatsız etmiyor. Arda bir AB ‘den bir takım “kem küm”ler geliyor ise de, o kem kümler de “mahallenin namusunu” kurtarmak adına yapılıyor. Yoksa kendi insanları dışındaki insanların demokrasi ve özgürlük ihtiyaçları Avrupalıların umurunda değildir.

Hatta o ülkelerin yöneticilerinin bile ağızlarının suyu akıyor bu Anayasa için desek, abartmış olmayız.

Çünkü devlet organlarına tanıdığı yetkiler bakımından, yeryüzündeki hiçbir hükümetin sırt çevirebileceği bir Anayasa değildir. Ne var ki onların çekindikleri toplumları var.

Onun için her ne kadar siyasi partiler muhalefetteyken bu Anayasaya atıp tutuyorlarsa da inanmayın, kıskançlıktandır.  Hepsi sabırsızlıkla sıranın kendilerine gelmesini bekliyor.

Hiçbirinin   “ "Ver şu kaşığı biraz da biz ölelim".Diyen Hoca’dan farkı yok.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi kimlik mücadelesi veren 6 Milyon civarında Kürt ve bilemediniz 1–-2 milyon da gerçekten demokrat aydın dışında kimsenin şikâyeti yok, bu Anayasadan. Bu “bölücü ve gafillerin” de mevcut Anayasa, Siyasi Partiler Kanunu ve toplum tarafından iktidara getirilmeyeceği kesin olduğuna göre; altını çize çize ve net olarak söylüyorum:

Bu ülkenin yeni bir Anayasaya ihtiyacı yok.

Yasalar, toplumsal tepkiler büyük boyutlara varmadıkça devletler tarafından uygulanan kurallardır.

Yani toplumdan itiraz, istek ve yüksek oranda ihlal olamadıkça devletler toplumu halinden memnun kabul eder ve o yasayı değiştirme gereği duymazlar. Bu yüzden kimi yasalar yüz yıllar boyunca uygulamada kalır.

82 Anayasasına baktığımız zaman, bütün bu şartların var olduğu, toplumun takriben 65 milyonluk ezici ve kahir ekseriyetinden herhangi bir tepki gelmediği apaçık ortada.

Toplum ve devlet erkânından böylesine kabul görmüş bu güzelim (!) Anayasayı, birkaç Kürt ve birkaç “gafil” Türk Aydını istiyor diye niye değiştiresiniz ki?

Geriye AB ülkelerinden gelen cılız ve isteksiz homurtular kalıyor.

İşte onları da alıştırana kadar; Türk Devletlerinin daha önce belirttiğimiz “problemi sürüncemeye sokarak çürütme taktiği” gereğince çiğneyip duracak, herkesi “harap ve bitap” düşürünceye kadar komisyondan komisyona havale edecek, sonunda unutturup yoluna devam edecektir.

Kısaca her zaman yaptıkları gibi her yeni gelen: Çözüyormuş gibi yaparak, bir düğüm daha atacak, görüşüyormuş gibi yaparak görüşmeleri çıkmaza sokacaktır.

Yani ,“çözümsüzlük çözümü…”

Yani, tamı tamına ,”it ürüyecek kervan yürüyecek…”

BDP, İNANMAYA DEVAM

En garibime giden ise, BDP 'lilerin bunca yıldır yediği zokalara rağmen, hala Yeni Anayasa için umut taşıyor olması ve işe herkesten daha sıkı inançla sarılması…

Aslında onlar da “göle maya çaldıklarını” biliyorlar. Haksız da sayamayız.“Bizden olmasın”, görüntüsü vermekten başka ne yapabilirler ki?

Onun için açık-seçik ve herkesin anlayacağı kelimelerle söylüyorum:

Bu ülke, bu toplum ve bu devletin bu Anayasadan bir şikâyeti yok; hem razı, hem de halinden memnun. Çağı ve zamanı gelinceye kadar da yenisini yapılmayacaktır.    Hangi hükümet bunca “bol kepçe biber gazı”  sıkma yetkisi veren bir Anayasadan vazgeçer ki?

Görünen en yakın gelecekte böyle bir ihtiyaç yoktur.

Yeni bir Anayasa’nın zamanı geldiğine gerçekten inanılsaydı, hiç Cemil Çiçek gibibir “devlet fedaisi”ni, devlet yetkilerini kısmaya çalışan komisyonun başına getirirler miydi?

İhtiyaç doğduğuna inanıldığı zaman -kendi iradeleriyle yapmayacaklarından- gerekli otoriter gücü başa geçirmenin şartlarını oluşturacak ve o etkili ve yetkili güç ihtiyaç ne ise, öyle bir Anayasa yazıp yürürlüğe koyacaktır.

((Mesela Demirel, 1961 Anayasasını bir türlü sevmediği için, her zeminde “bu Anayasayla devlet yönetilmez,” diyerek yıllarca ortamı kan gölüne çevirtip meramına ulaşmış, 12 Eylül Darbesine zemin hazırlatıp özlemini çektiği Anayasayı hazırlatmıştır. Üstelik kendini de “Demokrasi Kahramanı “ olarak ilan ettirerek… ))

Fakat gene de bu Yeni Anayasa, ne kadar demokratik hükümlerle donatılmış olursa olsun, mutlaka bir yerine, ırkçı nitelik ve birilerine tanınmış padişahlık yetkisi sıkıştırılacaktır. Çünkü bu halkın binlerce yıllık devlet kültürü bunu gerektirir.

”Ya diğer etnik gruplar” mı dediniz?Onlar için nereye, hangi kanuna, ne kadar hak konulur bilemem. Ama yeni/eski hiçbir Anayasaya tek satır konulmayacağını iyi biliyorum.

Nasıl mı bu kadar eminim?

Sezgi, tarih bilinci veya kötümser kişiliğimden ya da hepsi birden olabilir.

Buna rağmen mosmor olacak derecede mahcup olmayı da çok isterim doğrusu…

Mustafa Güneş/URFA

5.Kasım.2012


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık