Şeyhmus İDRİSOĞLU

Yenidünya Ütopyası


Şeyhmus İDRİSOĞLU
14 Şubat 2012 Salı 11:27
Milyarca canlının yaşadığı bu gezegende, en az altı bin yıldan, günümüze kadar çeşitli sebeplerle insanlar öldürüldü, yok sayıldı, işkenceden geçirildi, kurban edildi. Şimdi ise dünyanın çağdaşlaşma sürecinde  bunun en dehşetine tanık oluyoruz.

İnsanlık çıldırmış ve şaşırmış bir şekilde tarihte zulümle ilerliyor. Dünyanın pek çok yerinde hayatın sesleri değil, silah sesleri, bomba sesleri yükseliyor. Her türden silahın üretildiği dünyamızda masum insanları kadın ve çocuk demeden  ateş edip, öldürüyorlar.

Süper güç olma uğruna dünyanın dengesinin bozulmasına göz yumarak ormanlar, denizler yok ediliyor. Toprak zehirleniyor. Beton yığılı yerleşimler oluşturulup, geri kalan canlılara yaşam alanı bırakılmıyor. Bir yanda obeziteyle mücadele için milyarlarca dolar harcanırken, diğer yandan hazır gıda sektörü hormonla pompalanmış yiyeceklerle gençlerin damarına zerk ediliyor. Öte yanda milyarlarca insan da tokluğun ne olduğunu bilmeden, açlık ve sefalet içinde yaşıyor. Bir yanda insanlar su kaynakları olmadığı için susuzluktan ya da salgın hastalıklardan ölürken, diğer tarafta havuzlu villaların, binlerce ton suyla sulanan çiçek bahçelerinin varlığı yoksul insanları çileden çıkarmaya yetiyor.

Öte yandan insanca  bir yaşam için mücadele edenler cezalandırılıyor, meydanlarda coplanıyor, sürükleniyor, kurşunlanıyor. Sonra adını "hayat okulu" koydukları hapishanelerde çürütülüyor. Ağır aksak işleyen adalet olgusu tutuklu yığını besliyor. "Hükümsüz suçlular" vicdanlarda aklanmayı bekliyor çaresizce.

Hayalimizdeki dünyada; tüm canlıların beraber uyum içinde yaşadığı, kâr için değil ihtiyaç için üretimin yapıldığı, savaşların olmadığı, çalışmaların bitmez tükenmez işkenceye dönüşmediği, kölece çalışmak dışında başka seçeneklerin de olduğu, insanlığın onurunu kaybetmediği,  güzelliklerin bütün insanlar tarafından paylaşılabildiği bir dünyayı özlemiyor muyuz hepimiz?

Sermaye sahipleri için değil de kendimiz için çalışmanın, gelecek kaygısının anlamının bile bilinmediği bir dünya nasıl olurdu acaba? Huzurlu ve uzun bir hayattan sonra ölüme vardığımız bir dünya… Nerde hangi ülkede, kiminle diye sorulmadan yaşamak istersek yaşayabildiğimiz bir dünya… Sevgiyle, barışla, güzelliklerle şenlendiği bir dünya…
Birçoğumuz bu gerçeklerin farkında bile değiliz. Hele sömürü düzeni içinde yer alan işçi sınıfı yok gibi. Sonuçta insanlık bir gün başını önüne eğip düşünecek.  Dünyayı değiştirmek için başka yol yok gibi. O nedenle devrimci zihniyet denizin dibindeki inci taneleri kadar kıymetlidir.
Çünkü yaşanır bir dünya için emek vermek gerekir. Bu emeğin sonunda ulaşılacak olan şey güzelliğin ta kendisidir. "Aşk ile sevmek için, güzellik uğruna dövüşmek gerek" tiğini söyleyen düşünür saygıyla anılmaz mı?
Bir sporcu düşünün. Çok düzenli antrenman yapar, gıdasını ölçülü ve değerli alır kendine hedef belirler ve o hedefe ulaşmak için sürekli çalışır, sakatlıklar yaşasa da hedefe varmak için verdiği emek ve başarısı kaçınılmaz olur. İşte yeni bir dünya yaratma emeline disiplinli bir mücadele gereklidir, tıpkı bir sporcu gibi inatla, dirençle, sabırla, el birliğiyle, azimle "yaşamanın direnmek olduğu" düşüncesiyle.
İnsanlığın erdemleri uğruna mücadelede saf tutanlar için tutkuyla çalışmanın, hedeflere tutkuyla yürümenin ve yaşama karşı ilgili ve uyanık olmanın önemi bu nedenle çok büyüktür. Amacımız güzel bir yaşamsa; değiştirmeliyiz dünyayı elbirliğiyle daha yaşanır şekle getirmeliyiz, değil mi?



YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık