Bermal MELİK

YİNE KADIN, YİNE CİNAYET!


Bermal MELİK
10 Şubat 2014 Pazartesi 14:41



Her gün yaşam öğüten bu çarkın ezip, katlettiği kadınların ölüm haberleriyle karşılaşıyoruz.


Son haber ise Urfa'dan, Viranşehir'den  geldi.


İsim ve yer farklı ama hikaye yine aynı!


Yine kadın, yine cinayet!


19 yaşında, 8,5 aylık hamile Hatie Göv işkence edilerek öldürülüp,  18 metre derinlikteki  kuyuya atılıyor. İki cana kıyılıyor.


Bu ne kin, bu ne mantık, bu ne öfke ki işkence edilerek kadın vücudü paramparça ediliyor. Cenazesine sahip çıkılmıyor, taziyesi bile yapılmıyor.


İnsanlığımızı yaralayan bu cinayetlerin vehametinin büyüklüğünü sayısal veriler de ortaya koyuyor. 2002'de 66 kadın öldürülürken, 2002'den 2009'a kadar yüzde 1400 oranında bir artış söz konusu. Ve bu sayının 2009'un ilk 7 ayında 953'e ulaştığı açıklandı. Dava sayısı 7 yılda 12 bin 678'e ulaşmış. Araştırmalara göre son 7 ayda 245 kadın öldürülmüş, 478’i tecavüze, 722’si ise tacize uğramış.


Bu sayısal tablo bize ürkütücü, düşündürücü ve  kaygılandırıcı gelse de devletin vatandaşlarını koruması gerektiği noktasındaki sorumluluğunu yasaklarla yerine getirmeye çalışan hükümete hiç de öyle gelmiyor. Öyle gelmediğindendir ki, bu ürküten bilançoya karşın bırakın erkeğin dokunulmazlığını kaldırmayı dokunmayı bile düşünmüyor. Aksine, egemenlik alanını daha da genişletmeye çalışıyor.


Mantık kırılmalarının yaşandığı cinayet davalarında tahrik indirimlerinin kaldırılmadığı, pişmanlık, iyi hal gibi nedenlerle müebbetlik adamların dışarıya salıverildiği bir hukuk düzeninin varlığı devam ediyor.


Kadın erkek eşittir diyoruz, eşit olmaldır  diyoruz.


Ancak, karısını öldüren kocayla, mezara giden kadın nasıl eşit olabilir.?


Ciddi bir şiddet var ortada. Üstelik bu şiddet bütün siyasal ideolojileri ve ekonomik düzeyleri hiçe sayarak, sınıf gözetmeksizin özel alanı hepimizin önüne en sertinden seriyor. Dolayısıyla bu ‘özel alan’ artık kimsenin özel alanı filan değil. Toplum olarak hepimizi ilgilendiren bir yer orası. Alenen bir terör var ve görmemizlikten geliyoruz. Bu durumun şiddetsizliğe dönüştürülmesi için bir an önce harekete geçmek gerekiyor.


Cins ayrımcılığına, feodalizmin, kapitalizmin kadına dayattığı statükolara karşı kadın emekçilerin yolunda özgürleşmenin mücadelesi veriliyor.


Kadriye, Nuran, Şemse, Güldünya ,Hatice ve daha adını bilemediğimiz pek çok kadın...


Her gün 3 kadın öldürülüyor artık bu ülkede.


Evet, yanlış okumadınız, her gün 3 kadın öldürülüyor bu memlekette!

 


'O kadınlar' öldürülüyor.!


Bıçak, balta, taş, ip, tel, tabanca gibi çok çeşitli aletlerle son nefeslerini veriyorlar.


'O kadınlar' evde, sokakta, işyerlerinde sürekli yoğun bir şiddetle karşı karşılar.


Taciz ve tecavüze uğruyor, dövülüyor, öldürülüyor. '


O kadınların yaşayıp yaşamamaları gerektiğine de hep başkaları karar veriyor.


Hep birileri 'O kadınlar' adına kararlara alıyor, kurallar koyuyor. Uymadıkları zaman  üçüncü sayfa haberi  oluyorlar. Bu şiddet hiç bitmiyor, ölümler durmuyor.


Türkiye son iki ayda tırmanan kadın cinayetlerini tartışıyor. Cinayetlerde gerçekten bir artış mı olduğu yoksa medyada daha fazla yer almasının mı onları görünür kıldığı tartışılırken, öldürülen kadınlarda ortak bir yön dikkat çekiyor. Söz konusu kadınlar ya eşlerinden boşanmış ya onlardan ayrı yaşayan ya da şiddet gördüğü yönünde resmi makamlara başvurularda bulunmuş olan kadınlar. Tırmanış gösteren kadın cinayetleri hakkında Taraf’a konuşan Prof. Dr. Arif Verimli “Kadın, artık yavaş yavaş ayağa kalkmak istiyor. Erkek hegemonyasına karşı koyan, direnen, itiraz eden kadınların daha çok öldürüldüğünü görmekteyiz” derken, Mor Çatı gönüllüsü Gülsün Kanat Dinç en tehlikeli durumun kadının kendisine yapılan davranışı sineye çekmeyip ayrılmak istemesiyle başladığını söylüyor.


Töre cinayetlerinin üstesinden gelebilmek için, ekonomik, siyasal ve kültürel hayatta toplumun birimler halinde örgütlenmesi gerek. AB'ye girme çabasında olduğumuz şu günlerde hâlâ Türkiye'nin gündemini töre cinayetleri meşgul ediyor. 2000'de yapılan bir araştırmada, töre cinayetlerinin en çok Şanlıurfa'da işlendiği ortaya çıkmıştı.
Öyle üç beş ayda bir de değil,  her gün 3-5 kadının öldürüldüğü haberleriyle sarsılıyor insanlığımız, bazılarını da duymuyoruz bile!


Bırakın kadınları korumak için bir şeyler yapması gereken erkekleri, kadınlar kendi kendileri için bile bir şey yapmıyorlar.


'Hak etmiştir' diye düşünen o kadar çok kadın var ki şiddet gören hemcinsi için.


Kadınlara yönelik şiddetin başlıca nedeninin erkek egemen bakış açısı ve ekonomik sorunlar olduğunu herkes biliyor. Gelir dağılımındaki adaletsizliğe, yoksulluğa, sosyal güvenlikten yoksunluk hem şiddeti hazırlamakta, var olan eşitsizliği beslemekte, hem de kadınların hayatını çekilmez kılmaktadır. Kadınların sosyal politikalara ihtiyacı var.


Bunu da hükümetin yeni yasalarla birlikte, yürürlüğe koyması gereklidir.


Politikacılar kadınlara dönük şiddeti hep birlikte kınıyor. Ancak, bir insanlık utancı olarak erkeğin kadına şiddeti önlenmiyor. Kadına yönelik şiddete son verilebilir. Şiddet meşru ve kabul edilebilir olmaktan çıkarılmalıdır. Devletler ve hükümetler her bir kadını korumak, şiddete maruz kalmasını önlemekten sorumludur. Bu sorumluluk etkin olarak kullanıldığında, kadınların lehine gerçek reformlar yapılıp uygulandığında, erkekleri üstün gören anlayışa taviz verilmediğinde, hukuk ve adalet şiddete uğrayan kadınlardan yana olduğunda şiddeti önlenebilir olduğunu hep beraber görecegiz.




YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık