Duygu SUCUKA

Yol Üstü Satıcıların Yarattığı Tehlike


Duygu SUCUKA
15 Ağustos 2013 Perşembe 09:58

Seyahat halindeyken, hepimiz çok meraklıyızdır yol kenarlarındaki satıcılardan alışveriş yapmaya. Direk üreticiden taze ürün almaktır maksat. Yöresel sebze, meyve, vs.

 

Yol üstü alışverişleri çok yadırganacak bir durum değil. Hem satan kazanıyor üç kuruş hem de alan tazesini almış oluyor. Karadeniz yollarında fındık; Adana-Mersin yollarında portakal, limon; Ege yollarında üzüm, incir; Ulukışla’da lahana; Şereflikoçhisar’da kavun; Aksaray’da ay çekirdeği, badem, ceviz. Bu saydıklarım, yollarım ve aldıklarım diyebilirim. En çok da Antalya dönüşlerinde, Torosları geçerken harnup (keçiboynuzu) almayı seviyorum. Akla gelebilen her türlü meyve-sebzeyi yol satıcılarından bulabilmek mümkün. Güzel yurdumun her yolunda, her köşesinde var bu manzaralar. Her yöreye has ürünüyle.

 

Yol üstü satıcılar ve alıcıların pozitif değerlendirmesiyle girsem de yazıma aslında bir eleştiri getirmek maksadıyla ele alıyorum konuyu.

 

Ağustos 2013. Ramazan ayının son günleri. Bayram çok yakın. Bayram trafiği başlamış, yollar kalabalık. Ankara’dan Mersin’e doğru gidiyoruz ailece. Şereflikoçhisar’a yaklaşık 40 km mesafe var. Önümüzde beliren manzara karşısında bir an şaşkına döndük. Sanki film izliyoruz.

 

Önümüzdeki araç birden sola kırdı, toparlamaya çalışırken savruldu, orta refüje doğru uçup oradaki toprak kısımda takla atıp karşı yolda yan yatar durumda kaldı. Hemen durduk ve yardıma koştuk.  Kırılan camlardan eller-kollar sarkıyor. Az sonra araçtan çıkan bir genç gördüm. Ve direksiyondaki bayan baygın halde yatıyor. Yoldan geçen tüm araçlar durdu, herkes yardıma koştu. İlk işim 155’i aramak oldu. Durumu anlatıp polis ve ambulans göndermelerini söyledim. Daha sonra başkaları da aradılar polisi. Yardıma koşanlar direksiyondaki bayanı çıkardılar. Korkulan olmamıştı, bayan yaşıyordu, oturtulduğu yerde ağlamaya başladı. Bayanın girdiği şoktan çıkması için herkes elinden geleni yapmaya çalışıyordu. 18-20 yaşlarında iki çocuğu olan dört kişilik Adanalı bir aile. İstanbul’dan Adana’ya gidiyorlarmış. Baba, içlerinde en iyi durumda olanı. Tüm aile fertleri Allahtan ki kazayı ufak yaralarla atlattılar. Görünürde önemli bir şey yoktu.

 

Kazanın oluş şeklini en iyi görebilen ben o anda çok üzüldüm. Kaza yapan aracın hemen arkasında idik. Kaza yapanın önündeki araç yol kenarındaki kavun satıcısından kavun almak için aniden yavaşlayıp durunca arkadaki araç ona çarpmamak için birden sola kırdı, sonra toparlayamadı ve savruldu, takla atıp karşı yola geçti. Panikle sola kırdığında sol şeritte başka bir araç olabilirdi ya da karşı yola savrulduğunda bir başka araçla çarpışabilirdi. Bunların olmaması kendileri için bir bakıma şanstı.

 

Dümdüz yolda, bu kadar geniş ve çift yolda, sollama yok, trafik yoğun değil, bu kaza, pes dedirtecek türdendi. Kim bilir belki de iki aracın birbirini çok yakın takip ediyor olması, sürücülerin en ufak bir hatada paniklemesi, önden gidenin aniden durması…

 

Eleştirilecek çok şey olabilir belki ama şehirler arası yollarda, yol kenarı satıcılarının kazalara nasıl davetiye çıkardığını anlatan en iyi olaydı bu kaza.

 

***

Yayladaki Silah Sesleri

Bayram tatilinden faydalanarak bir hafta kadar Tarsus-Mersin taraflarındaydım. Bir iki gün deniz, birkaç gün yayla, büyük şehrin yoğun yaşamına ilaç gibi geldi.

 

Torosların doğasını yaşamak, havasını solumak en doğal terapi denilebilir. Çam ormanları içinde meyve sebze bahçeleri, kuş sesleri, dar ve kıvrımlı dağ yolları, doğal suları, organik ürünleri, yöresel tatları. Hangisini anlatmaya çalışsanız bir tarafı eksik kalır. Anlamanın en iyi yolu içinde bulunmak ve yaşamaktır.

 

Torosların en büyük, en güzel yaylarından birisinde birkaç gün geçirdik ailece. Adanalılar da ikamet ediyor ama Tarsus’un yaylası olarak bilinir burası. Birkaç sene önce yazmıştım bu yaylayı ve acilen yola ihtiyacı olduğunu söylemiştim. Şu sıralar yol yapımı devam ediyor. İlçe olarak varlığını sürdüren bu yerleşim yeri, yazları çok kalabalık oluyor. Çok geniş bir alana dağılmış bir yerleşim mevcut. Güzelliğini görebilmek ve sağlıklı yaşamını tadabilmek için burada bulunmak lazım.

 

Birkaç günlüğüne misafir gittiğimiz yaylada ilk akşam duyduğum silah sesleriyle irkildim. Buradaki yaşam, anlayış ve kültüre yabancıyım. Ne olduğunu anlamaya çalışsam da sonradan öğrendim ki bu silah sesleri buranın bir kültürü imiş. Mesela maçta gol oluyor, adam sevincinden silah atıyor. Ya da bir kutlama var, silah sesleri şenlik yaratıyor. Hani bizim kırsal düğün kültürümüzde de vardı, hala da vardır, silah sıkılır, bu bir eğlence olarak kabul görür. Tabi o arada kaza kurşununa gidenler de olur.

 

Bu yaylada bir yerden birisi sıkınca başka bir yerden karşılık verilirmiş. Yani birbirini takip eden atışlar. O akşam da öyleydi. Belki buna benzer başka yerlerde de vardır böyle bir durum. Gecenin köründe ne senin eğlence için sıktığını ne de sana karşılık vereni hiç kimse görmüyor. Peki öyleyse bundan nasıl bir haz alınabiliyor? Çevreyi tedirgin etmekten başka ne işe yarıyor?

 

Bizim silah kültürümüz çok derin velhasıl. İnsanların dağ başı yaşamında, kendini güvencede hissetmek için ya da herhangi bir yerde can güvenliği için ruhsatlı silah bulundurmasını anlamak mümkün olabilir ama o yerdeki sükûneti keyif için silah sıkarak bozmayı anlamak mümkün olamaz.

 

Bu bir gelenek, bir kültür olabilir. Bu geleneğe devlet önlem alsın, polisiye takipler yapılsın demek istemiyorum. Bu mümkün değil zaten. Mümkün olabilecek tek şey bu kültürün değişmesidir. Silah atan kişinin, silah attığı için kendinin farklı olduğu saplantısından çıkmasıdır.

 

Silahlara veda etmek sözü bile eskide ve romanlarda kalmış. Silahla yaşayan bir dünya var bugün. Batılı tacirler ürettikleri silahların ticaretini yaparken geri kalmış ülkeler silahla yatıp silahla kalkıyorlar. Ve o ülkelerin hali ortada işte.

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık