Zamane Anneleri


19 Mayıs 2011 Perşembe 11:29
Zamane Anneleri "Sen de Dedem gibi ölecek misin, Anneanne?" sözleri hasta odasında yoğun sessizlik yaşanmasına neden olmuştu. Geçirdiği ameliyatlardan sonra pek toparlayamamış yaşlı bayan hastayı ilkokula yeni başlamış torunu ve kızı ziyarete gelmişti. Hasta odasında Ana Kız konuşup dertleşirken Torun araya girip sormuştu o can sıkıcı soruyu. Hasta Yaşlı Bayan torununu yatağın kenarına oturttu. Ellerini tutarak "Şimdi değil, iyileşip eve döneceğim, Merak etme. Hemen ölmeyeceğim. Ama er veya geç hepimiz öleceğiz" dedi. Torun yanıttan pek tatmin olmuş gibi değildi. -Ama bu haksızlık, Anneanne. Ölünce onları bir daha göremiyoruz. Dedemi çok özledim ben. -Merak etme, insanlar ölünce görünmez oluyorlar ama hepten yok olmazlar. Torun bir süre ananesinin boynundaki kolye ile oynayarak düşündü. Sonra "Peki insanlar ne oluyor, Ölünce" diye sordu. Torununun saçını okşayarak; -Bir şekilde aramızda oluyorlar, Ölenler. Kimi bir renk, kimi tat veya koku kimi de dokunuş olup geri geliyorlar. Mesela rahmetli annemin yaptığı Puf Böreğini hiç unutmadım. Nerede o kokuyu veya tadı bulsam annemin orada yanımda olduğunu bilirim. Dedeni ise saçlarımdaki dokunuş ile hatırlarım. Nerede bir rüzgâr saçlarımı okşasa dedenin yanımda olduğunu düşünür, sevinirim. -Peki, sen ölünce ne olup geleceksin, Anneanne? -Onu sen bileceksin. Beni nasıl hatırlamak istersen o şekilde geleceğim yanına. Ziyaret kısa sürmüştü. Onlar odadan çıktıktan sonra hasta kadın torununu çok özlemiş olduğunu belirterek ziyarete engel olunmadığı için yetkilere teşekkür etti. -Bu küçük torunumu büyüğünden daha çok seviyorum, Doktor bey dedi. Doktor; -Torunlarınız arasında ayırım yapmamanız gerekmez mi? dedi. -Haklısınız ama böyle olmasında biraz kızımın da kabahati var. İlk çocuğunu çabuk büyütmeye çabaladı. Kendince başardı da. Ama hepimizden uzak soğuk, ağır biri oldu çıktı, büyük torunum. Şimdi hepimiz yakınıyoruz ama iş işten geçti. -Neden böyle oldu? -Ne yazık ki, kızım da diğerleri gibi Zamane Annelerinden oldu. Çocuğunu en iyi şartlarda, en iyi okullarda en iyi eğitim ile yetiştireceğim diye tutturdu. Çocuğun almadığı ders kalmadı neredeyse. Bale, Piyano, Tenis, Yüzme dersleri yetmedi kolejlerde okuttu. Onunla birlikte ders çalışıp sınavlara birlikte girdi sanki. Şimdi adı sanı duyulmuş kolejlerden birinde okuyor. Ama hepimizden uzaklaştı. Derslerinden başka oyun bilmeyen soğuk ağır biri oldu. Bir süre sustu, soluklandı. Yatağında doğruldu. -“ZAMANE ANNELERİ” böyle oluyor, işte. Çocuk yetiştirmeyi yemek yapmak sanıyorlar. Parayı bastırıp en donanımlı mutfakta en iyi malzemeleri kullanırsa yemeğin mükemmel olacağını hayal ediyor, Ortaya çıkan yemeğe bakıp neden lezzetli olmadığını soruyor, Kabahati Mutfakta veya Malzemelerde arıyorlar. Kendilerine hiç kabahat bulmuyorlar. Hâlbuki elinin Emeği, Sabrı, Özeni olmadıkça Lezzeti yakalayamazsın. Hele bir Sarma sarsınlar da göreyim ben onları. Bu kez de "O kadar emek verdim, kimseye yedirtmem" diye tutturur bunlar. Sanki Analarından böyle gördüler. Hayat kolaylaşıp hızlandıkça her şeyin aynı kolaylıkla yapılacağını sanıyor bu Zamane Anneleri. Çocuklarını da çabuk büyütmeye uğraşıyorlar. Onları hızlı yaşlandırdıklarının farkında bile değiller. -Yani? -Çocuk bu, yetiştiği ortamdaki insanlara anne babasına benzeyecek elbet. Çocuk onlara benzemeye başladıkça anneler kendi beğenmediği yönlerini çocuklarında görüp kızıyor, Nerede hata yaptıklarını bulmaya çabalıyorlar. İkinci çocukta ise o ilk heves kalmıyor da öyle kurtarıyor onlar kendilerini. Boğazı kurumuştu. Bir yudum su içip eskiden ailelerin ilk çocuklarının Ağabey ve Abla ağırlığı ile yetiştirildiğini, İlk çocukların aileyi iyi yansıtma görevi olduğu için daha değerli olduğunu ama artık devrin değiştiğini, Ailelerin kendilerini değil de Hayallerini Çocuklarına Yüklediğini, İlk çocuktan sonra gelenlerin ise daha özgür olgunlaşıp aileye daha çok benzediğini anlattı. Birkaç gün sonra hastanın başucunda suluboya bir resim vardı. Mavi gökyüzünde sapsarı güneş ve bir de uçurtma uçuran kız çocuğu vardı, resimde. Hasta, doktorun resim ile ilgilendiğini görünce okumakta olduğu gazetesinden kafasını kaldırıp; -Torunum benim için yapmış bu resmi, Doktor bey. Dedi. Resimdeki kız kendisiymiş. Karar vermiş, ben ölünce resimdeki gökyüzünün mavisi olacakmışım, onun için. Gökyüzüne her baktığında benim yanında olduğumu bilecekmiş, böylelikle. Bu sımsıcak güneş ise dedesiymiş. Gözleri dolmuştu. Birkaç damla yaş süzüldü gözlerinden. "Torunumun gözünde gökyüzünün mavisi olacakmışım, dedesi de hepimizi ısıtan güneş. Daha ne olsun?" dedi. Öğleden sonra; Yağan yağmurun ardından masmavi gökyüzünde açan güneş, sıcaklığını iyice hissettiriyor, Ağaçlar sonbahara hazırlanıyordu. Ya siz! Nasıl hatırlanmak istiyorsunuz !!! ??? Hatırlanma şeklinizi, Karşınızdakiler değil, Sizin yaşamda bıraktığınız izler belirleyecek... Öykü böyle. Sanırım hepimizin kendi hayatımızdan bir kesit bulacağımız ve ders alacağımız bir öykü. İyilikler ve Güzellikler hep sizlerle olsun. İbrahim  Halil  Okuyan İnşaat Yüksek Mühendisi 19.Mayıs.2011  Şanlıurfa

YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik







Yukarı Çık
urfa / şanlıurfa / şanlıurfa haber / urfanatik / urfa star